Hollanda parlamentosunda krizler bitmiyor

Hollanda parlamentosunda sular durulmuyor. Yeni yasama yılının başlamasıyla, ırkçı partililer, Maliye Bakanı Sigrid Kaag’ı, İngiliz ajanlığıyla suçladılar. Bunun üzerine, Kaag ve diğer bakanlar salonu terk ettiler. Bu, Hollanda’nın alışık olmadığı bir siyasi kültürdür. 20 yılı aşkın bir zamandır, PvdA (İşçi Partisi) milletvekili olan Meclis eski başkanı Hatice Arib’le ilgili soruşturmadaki usul ve beraberindeki gelişmeler de, aslında parlamentonun ne duruma düştüğünü gözler önüne serdi.

Sıra dışı gelişmelerin sonuncusu ise, ırkçı parti FVD’nin lideri Thierry Baudet ve milletvekilleri Freek Jansen ile Gidoen van Meijeren’in, ek iş ve gelir kaynaklarını belirtmemekte ısrar etmeleriydi. Bu olay da, parlamentoda yeni gelişmelere sahne oldu. Siyaset bilimcilerine göre, ırkçı parti milletvekillerinin tavır ve tutumlarıyla, parlamenter düzen saldırıya uğradı. Üç milletvekilinin tutumu, sadece Parlamento düzenini bozmakla kalmayıp, aynı anda, anayasada yer alan ‘milletvekilleri hiçbir baskıya maruz kalmadan işlerini yaparlar’ ilkesini de tehlikeye soktu.

İşin garip tarafı, aynı gün ve saatlerde Birinci Meclis’te yani Senatoda’da benzer gelişmeler yaşandı. Senato’da bir başka ırkçı parti PVV’nin temsilcisi Marjolein Faber, Başbakan Rutte ve mesai arkadaşlarını ülkeye ihanet etmek ve ABD’ye uşaklık yapmakla suçladı. Olay burada bitmedi. Senato’da bunlar yaşanırken, PVV lideri ırkçı Wilders, Bakan Hugo de Jong hakkında, ‘ağlayan Hugo’, ‘kafayı bozmuş, deli’, ‘bu ülke bizim, eğer ülkeyi dış güçlere peşkeş çekmek istiyorsan, sen buraya ait değilsin’ açıklamalarını yaptı.

Hollanda parlamentosunda yaşanan bu garip gelişmeleri, gazeteci ve tarihçi Hubert Semeets, NRC gazetesindeki köşesine taşıdı. Semeets yazısında, bu iki partinin, FVD ve PVV’nin söz konusu çıkışlarını güya halk adına yaptıklarını, ancak, halkın çoğunluğundan destek göremediklerini belirtti. Parlamenter düzeni bozmak isteyen bu partilerin ve liderlerinin aslında Putin hayranı olduklarına dikkat çeken Semeets, esas tehlikenin, anayasal kurumların altını oymakla meşgul olan, FVD lideri Baudet’in akıl hocasının Paul Cliteur, olduğunu söylüyor.

Huber Semeets şöyle bir yorum yapıyor: “Parlamentonun, yukarıdaki gelişmelere, yani Meclis kürsüsünü kendi emelleri için kullananlara, şimdilik verecek bir cevabı yok. Demokrasilerde, muhteva önemli olduğu kadar, usul de önemlidir. Hedefe varmak için her yol mübah olamaz. Ortada, asgarî bir güven yoksa, anayasal norm ve değerler de tehlikeye girer. İşte, biz, şu anda böyle bir süreci yaşıyoruz.”

Demokrasinin de yer yer krize girebileceğini geçtiğimiz dönemde yazmıştık. Hatta, Avrupa demokrasisinin karşı karşıya kaldığı altı ayrı krizi, geniş geniş ele almıştık. Bu krizlerden birisi de, siyaset ile vatandaş/seçmen arasındaki kaybolan güven meselesiydi. Günümüz demokrasilerinde baş gösteren bu kriz, son bir ayda, demokrasinin en önemli organlarından birisi olan ve halkın temsil edildiği Hollanda parlamentosunda yaşandı. 24 yıl milletvekilliği, üst üste üç dönem Meclis Başkanlığı yapmış ve çoğunluk tarafından başarılı sayılan Hatice Arib’in karşılaştığı durum bize, anayasal norm ve değerlerin tehlikeye girdiğinin haberini veriyor adeta. Şimdiki Meclis Başkanı Vera Alida Bergkamp’ın meslektaşları olan milletvekillerine güveni kaybolmuş ki, Hatice Arib, hakkında araştırma yapılacağını medyadan öğreniyor.

Hollanda parlamentosunda sayıları otuza varan ırkçı milletvekilinin kullandıkları dil, baştan beri sorun teşkil ediyor. Daha önce, göçmenler ve Müslümanlar için kullanılan ve siyasi ahlaka uymayan bu dil, şimdilerde, Başbakan Rutte ve bakanlar için kullanıyor.
Acı ama, son yapılan İtalya milletvekili seçimleri de gösteriyor ki, Avrupa’da ırkçı söylemler, partileri iktidara taşıyor.

Sık sık ifade ettiğimiz gibi, ırkçı siyasi ve sosyal hareketler, sadece göçmenlere, azınlıklara, Müslümanlara zarar vermekle kalmaz, kendi ülke ve insanına da bir gün, hem de beklenmedik bir anda zarar verebilir.

Veyis Güngör
21 Ekim 2022

Scroll naar top