Veyis Güngör is schrijver en voorzitter van Turkevi in Amsterdam

Türk(iye) STK’ları sorgulanırken ortaya çıkan yeni sorunlar…

Türkler bu hafta yine Hollanda gündemindeydi. Ne ilginçtir ki, Türkler haftalardır Hollanda siyasi gündeminde yerlerini korumaya devam ediyorlar. Özelikle 15 Temmuz kanlı darbesi ve sonrasındaki gelişmeler diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Hollanda’da da aktüelliğini koruyor ve etkisini artırarak devam ettiriyor. Daha farklı bir ifadeyle, Türkler ve Türkiye tartışma konusu olmaya devam ediyor. İşte bu çerçevede geçtiğimiz hafta, Hollanda’daki Türk(iye) STK’ları Hollanda Temsilciler Meclisinin Sosyal İşler Komisyonu üyeleri ile  neredeyse tam gün mesai yaptılar. Gerek STK’ların tartışmaları, gerek önceki hafta Türkler hakkında beyan edilen uzman görüşleri bizim, yani Avrupa Türk diasporasının yeniden düşünmemize, yeni stratejiler otaya koymamıza vesile olacaktır. Buna olan inancımızı yineleyerek STK’larla ilgili operasyonu ya da çalışmayı anlamaya çalışalım…

Sorgulama mı? Fikir alışverişi mi?

Sabah saat 10.00’dan akşam 17.00’ye kadar süren mesainin ancak öğleden sonraki bölümünü izleme imkanı buldum. Televizyonu açtığımda Türk Federasyon genel başkanı Murat Gedik ve genel sekreteri Erim Uğurlu komisyon üyeleriyle konuşuyorlardı. Devamında da Hollanda Diyanet Vakfı adına yönetim kurulu üyesi Ayhan Tonca ve gençler adına avukat Ülkü Öğüt’ü dinledim. Programın sabah bölümünde konuşanları da sonradan dinledim. Tüm STK temsilcilerinin konuşmaları canlı yayınlandığı için isteyen baştan sona seyredebilir. Kim ne söyledi, neleri savundu zaten sosyal medyada yer alıyor. Benim ilk dikkatimi çeken, komisyon üyeleri ve STK temsilcilerinin oturum şekliydi. Düzenleme sanki bir mahkeme salonuydu. Yuvarlak masa toplantısı olabilirdi. Bu şekil insanın aklına, bir an bile olsa Allah korusun adeta Nürnberg Mahkemelerini getiriyor. Komisyon üyeleri her ne kadar önceden STK’lara gönderilen iki soruyla söze başlasalar da, zaman zaman gündemdeki tartışmaların dışına çıkıp, adeta STK yöneticilerini yargılarcasına sorguya çekmeleriydi. Oysa, söz konusu mesai medyada Hollanda Temsilciler Meclisinin Sosyal İşler Komisyonu olarak, Hollanda’daki Türkler arasında yaşanan huzursuzluklarla ilgili STK’ların görüşlerini dinleyecek şekilde yer almıştı. Meğer işin aslı fikir alışverişi değil de, sorgulamakmış…

Bir musibet bin nasihatten iyidir!

Her şeye rağmen, öncelikle STK’larla ilgili bu buluşma operasyonunu düşünen, planlayan ve hayata geçiren Saadet Karabulut da olsa, Türk toplumuna karşı kendine göre tedbirler almaya devam etse de, teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Bize atalarımızın şu güzel sözünü bir kez daha hatırlattı: ‘Bir musibet bin nasihatten iyidir’. Bu görüşme, sorgulama, mesai bize bir defa daha, Avrupa’nın, Hollanda’nın Türk toplumuna nasıl baktığını, sorunları nasıl algıladığını gözler önüne sermiştir. Görüşmenin planlanması ve STK’ların sıralanmasına bakalım. Sabah programında yer alanların neredeyse tamamının Türkiye ve Erdoğan karşıtı söylemlerde bulunanlardan, öğleden sonraki bölümde de Türkiye’ye aidiyet duyanların dinlenmesi bile bizim Hollanda gözünde nasıl algılandığımızı ortaya koymaktadır. Bununla bize, Türkler Erdoğan karşıtları ve Erdoğan taraftarlarından oluşuyor mu demek istiyorlar acaba? Bu yaklaşımla Batı, nasıl Türkiye’deki yaşananları ve Avrupa Türklerini anlayabilir? Oysa Batı’yı Batı yapan ‘rasyonel düşünce’ değil midir?

Dört ana problemle yaşamaya alışmalıyız…

Söz konusu STK sorgulamasından bir başka gerçeği daha da iyi anlamış olduk. On yıllardır, yüz yıl önce yaşanan sözde Ermeni soykırımı ve otuz yıldır PKK terörünün yansımalarıyla adeta imtihan olmuştuk. Bunlar yetmiyormuş gibi, şimdi, zaten zaman zaman dile getirilen bir de Alevilik ve Fetullahçılık/Gülenistlik sorunuyla karşı karşıyayız. Türk diasporası artık bundan sonra Avrupa’nın bizi algılaması doğrultusunda, bu dört sorunla, istese de istemese de karşı karşıyadırlar. Kaldı ki bu dört sorun direk Avrupa Türk diasporasının oluşturduğu sorunlar değildir. Ancak aidiyet duyduğumuz bir ülkenin ve milletin başına bela olarak dikte edilmiş sorunlardır. Milletimizin bir kaderi olarak bu sorunlarla baş başayız. Sorunlardan kaçamayacağımıza göre, o zaman diaspora olarak bu sorunların önce bir antropolojisi oluşturulmalıdır. Ciddi bir tarama çalışması yapılmalıdır. Yarım yamalak, popülist sloganlar içeren söylem ve bilgilerle bu sorunların üstesinden asla gelemeyiz…

Geleneğe geri dönüş…

Evet, bütün bu yaşananlar bizi, yeniden düşünme, tasavvur etme, geleneği yenileme ve aktüelleştirmeye zorlamaktadır. Biraz önce ifade edilen sorunları bileceğiz, Avrupa’nın bize karşı algısını da bileceğiz ve bu doğrultuda yeniden bir medeniyet tasavvuru geliştireceğiz. Tarihin akışı içinde bu ve benzeri sorunları nasıl çözdüysek yine o geleneği yakalayacağız. İşte o geleneğin baş mimarından yani ‘düşünmek bir sorumluluktur’ diyen İmam-ı Maturidi’den başlayacağız. İyi bir insan ve mükemmel bir toplum inşasının temellerini atan Piri Türkistan Hoca Ahmet Yesevi, İmam-ı Azam’ı yeniden okuma, günümüze göre aktüelleştirmeyle devam edeceğiz. Millet olarak, Avrupa Türk diasporası olarak karşı karşıya kaldığımız o suni sorunların ilacı bu gelenektedir. O zaman o geleneğe geri döneceğiz…

Veyis GÜNGÖR  13/Ekim/2016

 

Er heeft nog niemand gereageerd

Laat een bericht achter