Veyis Güngör is schrijver en voorzitter van Turkevi in Amsterdam

Avrupa Türkleri’nin güncelleyecekleri insan tasavvuru öğretisinde temel metinler

Fransa’da meydana gelen yeni bir vahşi cinayet ile tüm Avrupa ve hassaten Avrupa’daki Müslümanlar yeniden sarsıldılar. Tarih ve coğrafya öğretmeni Samuel Paty sınıfta öğrencilerine Hz. Muhammed’in portrelerini göstermiş. Bununla ifade özgürlüğünü anlatmaya çalışan öğretmen, öğrencilere karikatürleri görmek istemeyenlerin sınıftan çıkabileceğini söylemiş. Sosyal medyada hedef haline gelen öğretmen Samuel Paty, okuldan evine giderken onsekiz yaşındaki Çeçen kökenli bir Müslüman (Abdoulakh A.) tarafından bıcaklı saldırıya uğrayıp, vahşi bir şekilde öldürüldü.

Cumhurbaşkanı Macron cinayet sonrası olay yerini ziyaret etti ve orada yaptığı kısa konuşmada “İslamcı terör kazanamayacak, artık harakete geçeceğiz” dedi. Macron çok acele ve kızgın bir halde böyle bir açıklama yaparken, öldürülen öğretmenin bazı Müslüman öğrencileri ise, öğretmenlerinin kesinlikle ırkçı olmadığını, her zaman herkese yardım eden birisi olduğunu, hatta 2015 Charlie Hebdo saldırıları ile ilgili anlatacağı derste, rencide olacak Müslüman öğrencilerin isterlerse dersten çıkabileceklerini söylediğini belirttiler (Jager, K. 2020).  Cinayet işlenmeden önce bazı öğrenci velilerinin sosyal medya üzerinden yayın yaptıkları ve öğrencileri öğretmene karşı kışkırttıkları da belirtildi. Organize edilen online kampanya ile öğretmen Samuel Party’nin durdurulması, haddinin bildirilmesi istendiği ortaya çıktı. Bazı öğrenci velileri bu doğrultuda sorgulandı ve ifadeleri alındı.

Cinayeti işleyen Moskova doğumlu 18 yaşındaki bir Çeçen mülteci. Teslim olmayınca polis tarafından olay yerinde vurularak öldürüldü. Cinayet haberleri, tahmin edileceği üzere, Fransa başta olmak üzere, tüm Avrupa medyasında “İslamcılara hoşgörü bitmiştir” başlıkları ile verildi. Saldırganın istihbarat servislerinde her hangi bir kaydının olamaması ve yayınların oluşturduğu algı, şiddeti metod olarak seçmeyen dindar Müslümanların da bir problem olabileceği düşüncesini pekiştirmiş oldu. Kaldı ki Macron, Fransa Cumhuriyeti’nin temel değerlerine tehdit oluşturan İslamcılar’ın üzerine gidilmesini içeren bir yasa teklif etmişti. Dini düşünce ifade özgürlüğünü kısıtlayacağı için bu teklif rafa kaldırılmıştı.

Fransa’da işlenen bu vahşi cinayet bize; gerek bazı velilerin ve öğrencilerin olayları anlama ve yorumlamasında, gerek ifade özgürlüğünün kullanılması ve medyanın tutumunda önemli bir sorunu ortaya çıkarıyor. Bu sorun hiç şüphesiz, genel anlamda Müslümanlar’ın ve Avrupa’nın insan tasavvuru, insan modeli, var oluş esprisi ve ontoloji anlayışlarındaki farklılığı göstermektedir. “Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü” insan tasavvuru, işlenen cinayetlerin gölgesinde kalıyor. Değiştiriliyor ve adeta bazı merkezler tarafından manipüle ediliyor. Diğer taraftan “Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh” anlayışından, “Tanrı’nın yerine insanı koyan” bir Batı uygarlığı tasavvuru ve mutlak hakimiyetinin getirdiği içinden çıkılmaz sorunlar da, insanlığı derin derin düşündürmektedir.

Peki insanlık, bu çetrefilli sorundan, yani insanı esir alan, tehdit eden, düşünmesine fırsat vermeyen, köle haline getiren, eşya bağımlısı yapan, alışveriş hırsıyla dolu bu anlayıştan nasıl kurtulacaktır? Bu soru bizi, ister istemez yeni bir  ‘insan tasavvuruna’ yöneltmektedir. Yeni derken, aslında tarihte ortaya konmuş, ancak günümüzde unutulmuş veya unutturulmuş bir insan tasavvuruna yönlendirmektedir. Başka bir ifadeyle, kadim insan tasavvurunun güncelleştirilmesidir.

İnsan tasavvuru, insanlık tarihi boyunca, insanı sürekli meşgul etmiş ve tartışılagelmiş bir konudur. Din, düşünce, ideolojiler tarihi ‘İnsan nedir’ sorusuna verilen cevaplarla doludur. Bu doğrultuda her inanç, medeniyet, düşünce sistemi mücerret olan insan tasavvuru üzerinde hüküm ve tanımlamalarda bulunmuştur.

Biraz daha somutlaştırırsak, şu anda içinde yaşadığımız Batı medeniyeti ve mensup olduğumuz Türk İslam medeniyeti temsilcileri, söz konusu insan tasavvuru üzerinde yüzyıllar boyunca görüş beyan etmişlerdir. İşte Batı’da Sokrates, Platon, Aristo’dan Marks, Darwin ve Kant’a, bizde ise, El-Kindi, Farabi, İmam-ı Maturidi, Ibn Rüşd, Mevlana Celaleddin Rumi ve Sadreddin Konevi, Musa Carullah insan tasavvuru üzerine görüş ortaya koyan isimler olarak hemen ilk aklımıza gelenlerdir.

Batılı düşünürler insanı, ‘düşünen hayvan’, ‘toplum kuran canlı’ ‘makine adam’ ‘ekonomik insan’ olarak tanımlarken, Türk İslam düşünürleri ise özellikle, ‘ideal insan’, ‘insan-ı kamil’, ‘mükemmel insan’, ‘üniversal bir insan’ üzerinde durmuşlardır. 

Tarih boyunca insanlığın gündeminden hiç düşmeyen insan tasavvuru ve insan modeli hiç şüphesiz Avrupalı Türkleri de yakından ilgilendirmektedir. Hele, insan tasavvurumuz, yeni bir gelecek perspektifi geliştirme sürecinde olan, Avrupa Türkleri için olmazsa olmazlarımızdandır. İnsan tasavvurumuz veya insan modelimiz, sadece bizim için değil, aynı zamanda içinde yaşamakta ve artık bir parçası haline geldiğimiz Avrupa için de önem arz etmektedir. Çünkü, her geçen gün Avrupalı düşünürler de hakim insan modelinin, insanı mutlu etmediğini dile getirmekteler. Köşe yazarları, bilim insanları ve kanaat önderleri, dini ve siyasi liderlerin bir bölümü, neo-liberalizmin insan modelini eleştirmekteler. Yeni bir arayış, hatta dinin geri dönüşü, İncil’in yeni şartlara göre yorumlanması bile, çok sesli bir şekilde dile getirilmektedir.

Mart ayından itibaren tüm dünyayı saran kovid-19 salgını ve insanoğlunun çaresizliği, bu ve benzeri tartışmaları yeniden canlandırmıştır. ‘Yeni kavramlar ve daha iyi bir dünya’,  ‘demokrasi ve hukuk devletinin eksikleri’, ‘İnsan mı tabiata hakim, tabiat mı insana’, ‘Neo-liberalizmin iflası’, ‘Devletin yeniden kamuda otoriter olması’, ‘Marksizm’in güncelleşmesi’, ‘Hz. Muhammed’in Hıristiyanlarla Sözleşmesi’ gibi sayısız yazı, yorum ve yeni yayınlanan kitap başlıkları, Avrupa düşünürlerinin nelerle meşgul olduklarını ortaya koymaktadır.

Gerek kovid-19 salgını sonrası Avrupa gündemini oluşturan gelişmeler, gerekse en son Fransa örneğinde olduğu gibi, bir kısım Müslümanlar’ın din algısı ve Avrupa karar vericileri, medya ve diğer unsurların tavrı, Avrupalı Türkleri ve Müslümanlarını da yakından ilgilendirmektedir. Gelişmeler ve olaylar bizi, yeni bir insan tasavvuruna ya da var olanı güncellemeye zorlamaktadır. Bu sorun İslam düşünce tarihinde her ne kadar eski olursa olsun, tartışma tarihi İmam-ı Gazali’ye kadar uzanırsa uzansın, ya da her ne kadar Müslümanlar’ın bir iç meselesi olursa olsun, bu yönde yeni fikirlerin ortaya konulması gerekmektedir. Öyle ki, ortaya konulacak veya güncellenecek insan tasavvuru, Avrupa’da bir taraftan bizim gençlerimizi tatmin edip, onlara ilham kaynağı teşkil edecek, diğer taraftan da birlikte yaşanılan ülke insanlarının, bizimle ilgili var olan önyargılarını ortadan kaldırmayı hedefleyecektir. Bu yeni insan tasavvuru yorumu, on altıncı yüzyıldan günümüze kadar Türk medeniyetlerine nüfuz eden ve hakim olan anlayışlardan “(örtülü düalist) Arap-Eş’arî anlayışı, İmam Rabbânî Nakşibendiliği anlayışı ve Tanzimat-Meşrûtiyet ve Cumhûriyet aydınlarının pozitivist materyalist anlayışlarından (Başer S. 2015)” farklı olmalıdır.

Kanaatime göre, Avrupa Türkleri olarak ortaya koyacağımız ‘insan tasavvuru’ anlayışımız, hiç şüphesiz her medeniyet ve kültürde var olan üç temel metin üzerine olacaktır. Bizim kültür ve medeniyetimizin kurucu metni olarak Kur’an ve sünnet. Taşıyıcı metin olarak kurucu metinlerin anlaşılması için yazılmış eserler (Dîvân-ı Hikmet, Mesnevi, Kutadgu Bilig gibi). Öğretici metinler olarak ise sözlü kültür eserlerimizdir (Muhammediye gibi ağızdan ağıza aktarılan edebiyatımız). Ancak burada dikkat çekilecek bir husus vardır. O da Hoca Ahmet Yesevi’nin Dîvân-ı Hikmeti; İslam Medeniyeti açısından bakıldığında bir taşıyıcı eser, ama Türk kültürü açısından bakıldığında da bir kurucu metindir, bizim kurucu eserimizdir (Güngör V. 2020). Ayrıca bilim üretme geleneği ve tarih, tefekkür ve felsefe geleneği yani kavramlar, soyut temalar ve irfan geleneğimizi de bu temel metinlere ilave etmeliyiz.

Medeniyetimizin taşıyıcı metinleri arasında yer alan ve bin yıl önce yazılan Kutadgu Bilig’de belirtilen insan olma bilgisi, insanın hayata gelme sebebi, insanda var olan İlahi Öz’ün tamamlanması öğretisi güncellenmelidir. Bu bağlamda, dikkate alınması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir başka görüş ise, bir zamanlar eserlerinin Arapça’dan Latince’ye çevrilmesiyle Batı’da Rönesans’ı başlatan İbn Rüşd perspektifidir. Avrupa’da ve dünyada yerimizi tespit etmenin yolu, bahsedilen bu kaynakların okunup, kavranması, güncellenmesi ve bu yönde bir dil geliştirmekten geçmektedir .

Veyis Güngör
Ekim 2020, REFERANS DERGİSİ SAYI 58


Kaynakça:

Jager, K. Tolerantie jegens islamisme lijkt nu toch te verdwijnen, Trouw. 19 oktober 2020 s. 4, 5.

Başer, S. Töre’nin Çocukları, (Kimlik, Türklük ve İnsanlık), (Bir Koreli aydın topluluğuna hitaben hazırlanmıştır.) Haziran 2016

Güngör, V. Prof. Dr. Musa Yıldız ile Divan-ı Hikmet Okumaları, Bengü ve Türkevi Yayınları 2020 s.

Reageren is niet mogelijk