Veyis Güngör is schrijver en voorzitter van Turkevi in Amsterdam

Korona günlerinde bir dijital çalıştay örneǧi: Divan-ı Hikmet Okumaları

Yirmibirinci yüzyılın çeyreǧine adım attıǧımız bu yıllarda, insanlık, yeni ve tarihi bir sınavla karşı karşıya kaldı. İklim deǧişikliǧi ve hava kirliliǧi, mülteciler ve göç akımları,  yoksulluk ve açlık uzun yıllar Avrupa’nın gündemini meşgul etmişti. Gelişmiş ülkeler için korkutucu sorunlardı bunlar. Ancak, 2020 yılının ilk ayından itibaren dozunu arttırarak devam eden Korona salgını diǧer sorunları geride bıraktı ve insanlıǧın ilk gündem maddesi haline geldi. Yeryüzü salgını haline gelen Korona alışılagelmiş yaşam tarzımızı altüst ediverdi. Alışkanlıklarının deǧiştiǧini gören insan, şaşkın ve çaresiz halde kendisine verilen bilgi ölçüsünde yeni yaşam tarzlarına uyum saǧlamaya çalışıyor.

Yeni yaşam tarzları bireysel olduǧu gibi kurumsal alanda da etkisini göstermeye devam ediyor. Saǧlık sektörü başta olmak üzere, bir çok alanda çalışma şekli deǧişiyor. İnsanların büyük kısmı evlerde çalışıyor. İş yerleri kapanıyor. İşsizlik artıyor. Hükümetler tarafından, salgının önlenmesine katkı saǧlamak amacıyla alınan tedbirler gereǧi, okullar tatil edilirken, gastronomi, sosyal-sanat-kültür-spor, eǧlence ve toplu faaliyetlerine yasak getirildi. Bu önlemlerin ne kadar süreceǧine dair herhangi bir öngörü bulunmamakta.


İçinden geçmekte olduǧumuz Korona salgını süreci, başta bilim insanları olmak üzere, düşünürler, din bilginleri, karar vericiler, araştırmacılar ve pek çok aktör tarafından analiz edilmeye ve anlaşılmaya çalışılıyor. Virusün çıkışı, yayılması, verdiǧi zarar, insan ilişkilerini deǧiştirmesi ve gelecekte nasıl bir dünya olacak gibi bir çok sorunun cevabı aranıyor. Korona krizinin dünyamızı deǧiştirmek için bir şans olduǧunu düşünenler; insanın insanlık ailesinin bir parçası olduǧunu yeniden hatırlaması, yabancılaştıǧımız tabiatla yeniden barışın inşası, kaybedilen güvenin yeniden tesisi, ıskalanan dayanışma, yardımlaşma ve birlikte çalışmanın yeniden insanlık gündemine gelmesi gibi yorumlarla, krizi anlamlandırıyorlar.

Korona krizi sürecinde, başta hükümetler olmak üzere toplumda etki olan en küçük ölçekli organizasyon da ister istemez etkili bir kriz yönetimi üzerinde düşünmeye zorlanmaktadır. Kriz önlemleri her ne kadar uzun süreli olmasada, içinden geçilen süreci yönetmek için yönetimler seçim yapmak durumundalar. Sözkonusu seçimleri yapmak durumunda olan kurumlarımızdan birisi de elbette Sivil Toplum Kuruluşları ya da gönüllü teşekküllerimizdir.

İnsanların fiziken biraraya gelemediǧi bu zor günlerde yapılacak faaliyetlerin başında elbette sosyal medya imkanlarını kullanmak geliyor. Evlerde zorunlu ikametgah bizi hiç şüphesiz sosyal meydayı daha fazla süreyle kullanmamızıda beraberinde getiriyor. Çoǧu zaman kontrolü kaçırsakda, bizi yer yer esir alsada, insanlarla iletişim bu zor günlerde ancak sosyal medya kanalları ile gerçekleşiyor. Bir çok kişinin facabook ve instagram’dan canlı yayın yapması bunun en canlı örneklerini oluşturuyor.

Bu çerçevede, bazı Türk kuruluşlarının uyguladıǧı gibi, Amsterdam merkezli Türkevi Topluluǧu da Nisan (2020) ayında sosyal medya imkanlarını kullanarak ‘Divan-ı Hikmet Okumaları’ izleme çalıştayının ilkini gerçekleştirdi. Gönüllü kuruluşların dijital faaliyetlerine örnek teşkil etmesi açısından bu faaliyetine deǧinmek istiyorum.

Divan-ı Hikmet Okumaları
Sözkonusu etkinlik Esenler Belediyesi Hoca Ahmet Yesevi Kültür Sanat Sezonu Etkinlikleri başlıǧı ile Ekim 2019 ayında başladı. Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Musa Yıldız’ın sunumuyla ‘Divan-ı Hikmet Okumaları’ olarak devam eden programlar altı bölümden oluşmakta. Türkevi Topluluǧu gönüllüleri zor korona günlerinde ‘Divan-ı Hikmet Okumaları’ programlarını not alarak izlediler. Daha sonra belirlenen bir saatte Hangout programından çoklu katılımla program tekrar edildi. Programın ilk bölümü; Türklerin İslam öǧretisi teorisyenleri, Türklerin İslama girişi, Hoca Ahmed Yesevi’nin kısa hayatı, Yesevi’nin vakti üçe ayırması, Yesevi’nin öǧrencileri ile Anadolu ve Balkanlarda gönül fetihleri gibi konular ele alınmakta. Program, Hoca Ahmed Yesevi Divanı Hikmet eserinin şu cümleleri ile başlamakta:
Bismillah deyip beyan ederek hikmet söyleyip,
Talep edenlere inci. Cevher saçtım ben işte,
Riyazeti sıkı çekip, kanlar yutup,
İkinci defte sözlerini açtım ben işte.

Devamla, Cibril hadisi olarak da bilinen, Cebrail a.s. ve Peygamberimizin buluşmasına deǧinilerek, İslam’ın beş şartı, İman’ın altı şartı ve İhsan nedir sorusuna verilen cevap ‘Allah’ı görüyormuşcasına ona ibadet etmektir’ üzerinde duruluyor.
İslamı bize öǧreten büyüǧümüzün İmamı Azam Ebu Hanife, İmanı bize öǧreten büyüǧümüzün ise İmamı Maturudi Hz. olduǧuna dikkat çekiliyor. Son olarak, İhsan, yani her şeyi güzel yapmak olarak tanımlanıp ve yaptıǧınız her şeyi güzel yapın diye bize öǧretenin ise Hoca Ahmed Yesevi olduǧu belirtiliyor.


Bu derste, ilk islam şehidesi Hz. Sümeyye’nin Türk coǧrafyasından gelen bir bacımız olduǧunu da öǧreniyoruz.


Türklerin İslam’la tanışmaları ve İslam’a girmeleri Talas savaşı ile oluyor. Tarihteki o büyük savaş yani Kırgizistan ile Kazakistan arasındaki Talas vadisinde yapılan savaş Çinlilerle Araplar arasındadır. Bu savaşta, o coǧrafyada yaşayan Karluk Türkleri tarihi bir tercih yaptılar ve Arapları seçtiler. Zira bir tarafta putperest çinliler diǧer tarafta Allah diyen Araplar vardı. Türklerin Gök Tanrıya inanmaları bu seçimde önemli rol oynadı. Türkler Çinlileri arkadan kuşatarak, Arapların Çinlileri yenmesini saǧladılar.

Bugüne kadar öǧrendiǧimiz ilk Müslüman olan Türk devletinin Karahanlılar olmasıydı. Ama araştırmalar daha önce bir Türk devletinin yani İdil Bulgar Devleti’nin Müslüman olduǧu ortaya çıkardı. İdil Bulgarları onuncü yüzyılın başlarında 925 yılında, Abbasi halifesinin gönderdiǧi elçi üzerine İslamı seçerler. 940 yılında ise, İdil Bulgar Devlet’inden onbeş yıl sonra Karahanlılar, Abdulkerim Satuk Bugra Han önderliǧinde topluca Müslüman olurlar.  
Ama esas Türklerin İslam’la haşır neşir olmaları Hoca Ahmet Yesevi’nin Türkistan coǧrafyasında yaptıǧı faaliyetlerle olur, büyür ve gelişir. Zira Hoca Ahmed Yesevi İslam’ı Türkçe anlatmakta ve yazmaktadır. Hoca Ahmed Yesevi kendisine örnek olarak efendimizi Ahmed’i seçmiştir. Çünkü hikmet ve ahlak ondaydı. Hoca Ahmed Yesevi Hikmet yolunu seçmiştir. Ve o devasa eseri Divani Hikmeti yazmıştır.

Hoca Ahmed Yesevi’yi bize öǧreten üstadımız ise ‘Türk Edebiyatında ilk Mutasaavıflar’ eseriyle Prof. Dr. Fuat Köprülü’dür. Köprülü’nün Hoca Ahmed Yesevi’yi çalışmasını ‘şu Ahmed Yesevi’yi çalış, bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız’ diyerek Yahya Kemal tavsiye etmiştir.

Kazakistan’da, Sayran kasabasında dünyaya gelen Hoca Ahmed Yesevi’nin soyu Hz. Ali efendimize uzanır. Kerbela olayından sonra, Türkistan’a giden bir grup Müslüman Türk hanımlarla evlenirler. Hoca Ahmed Yesevi Hz. de bu evliliklerden doǧan bir nesil, bir soy. Hoca Ahmed Yesevi yedi yaşınageldiǧinde, babası İbrahim Ata, ablası Gevher Şehnaz’ı çaǧırır ve küçük Ahmed’i önce Allah’a sonra ona emanet eder, ve Ahmed gelecekte ulu kişilerden olacak der. Babası İbrahim Ata rahmeti Rahmana kavuşunca, küçük Ahmed ablasıyla birlikte Yesi’ye gelir. Zira Ahmed’in yetişmesi lazımdı. Küçük Ahmed, Yesi’de, o yaşında aslında emanetini arıyordu. Ve, Yesi sokaklarında o kişiyi yani Arslan Babayı görüp, koşar, eteǧinden tutar ve ata, ata emanetimi ver der. Arslan Baba şaşırır. Sen Ahmed misin? diye sorar. Evet, ben Ahmed’im der. Bunun üzerine Arslan Baba, Peygamberimizin emaneti hurma’yı küçük Ahmed’e verir.
Hoca Ahmed Yesevi hazretleri Divan-ı Hikmetinde bu olayı şöyle anlatır.
Yedi yaşta Arslan Baba ya verdim selâm;
"Hak Mustafa emanetini eyleyin armağan"
İşte o zamanda binbir zikrini eyledim tamam
Nefsim ölüp lâ-mekâna yükseldim ben işte.

Hurma ilmin sembolüdür. Ahmed Yesevi’de ilmi peygamberimizden alıyor. Arslan Babadan bir müddet ders alıyor. Arslan Baba vefat edince, Belh, Ahlat yanısıra Kubbetül İslam olarak bilinen Buhara’da hocası Yusuf Hemedani’yıbulur Ahmed Yesevi. Yusuf Hemedani küçük Ahmed’i görünce, ondaki cevheri hemen görür. Özel ilgi gösterir. Ve şu nasihatı verir: ‘Evladım Ahmed, dünyevi makamlarının peşinde koşma, o zaman göreceksinki Allah o makamları senin ayaǧının altına düşürür, o zaman o makamın üzerine çık ve adaletle hükmet.’ Yusuf Hemedani Hz. Aynı zamanda Selçuklu hükümdarı Sultan Sancar’ın da danışmanlıǧını yapmıştır. Hoca Ahmed Yesevi, Yusuf Hemedani’nin vefatıyla birlikte, iki öǧrencisinden sonra onun yerine geçer, ve rüyasına hocası artık Yesi’ye dönmesini söyler. Ahmed Yesevi günlerdir özlemini duyduǧu Yesi’ye gelir. Dergahını kurar ve eǧitim, irşad faaliyetlerine başlar. Doksandokuzbin öǧrencisi vardı Ahmed Yesevi’nin.

Piri Türkistan, Türkistan’ın Piri olarak anılmaya başlayan Hoca Ahmed Yesevi vaktini üçe ayırır. Vaktinin üçte birlik bölümü, ibadet ve zikir ile geçer. İkinci üçte birlik bölümü ise öǧrencilerine ilim öǧretmekle geçer. Son üçte birlik kısmı ise, alın teri çalışarak, geçimini saǧlar. Marangoz olan Hoca Ahmed Yesevi kaşık ve kepçe yapar. Ürettiklerini sadık ve halden anlayan bir öküz ile satar.

Hoca Ahmed Yesevi, yetişen öǧrencilerini, ocaktan adıǧı eǧsiyi dünyanın herhangi bir yerine fırlatır ve eǧsi nereye düşmüşse öǧrencisi gider oraya yerleşir ve halkı eǧitmeye başlar. Hacı Bektaş Veli Hz, diyarı Rum için görevlendirilir, Anadolu’ya gelir ve bugünkü Hacı Bektaş’a yerleşip ve eǧitime başlar.Sarı Saltuk, önce Hacı Bektaş Veli’nin yanına gönderilir. Eǧitimi tamamlanır ve oradan Avrupa’ya gönderilir. Sarı Saltuk, Avrupa’da gönülleri fetheder. Bunun için Sarı Saltuk’ın Avrupa’da 20 yerde makamı vardır. Yozgat’aise Osman Paşa gönderilir. Önce Çin sınırında Müslümanlara zarar veren bir canavarı tahta kılıçla bertaraf etmesi için görevlendirilen Osman Paşa, daha sonra Yozgat’a gönrevlendirilir. Osman Paşa, Yozgat ve çevresinde eǧitim ve öǧretim faaliyetlerini icra eder. Yahya Kemal’ın ifade ettiǧi gibi milliyetimizi yoğuran  Hoca Ahmed Yesevi öǧretisi bu isimlerle birlikte Yunus Emre, Ahi Evren, Geyikli Baka, Şeyh Edebali, Hacı Bayramı Veli, Gül Baba gibi yüzlerce Alperen tarafından icra edilir.

Hoca Ahmed Yesevi’nin bilinen en meşhur eserleri ‘Divan-ı Hikmet’ ve ‘Fakirname’dir. Fakirname’de ‘Dört kapı kırk makam’ yani tasavvuf ve dervişin özellikleri ve makamlar anlatılmaktadır. Kırk makam bulunur. Bu makamların onu şeriatta, onu tarikatta, onu marifette ve onu da hakikattedir. İnsani Kamil olabilmek için bu kapılardan geçmek gerekir. Hoca Ahmed Yesevi’nin diǧer iki kitabı ise, ‘Risale der Adab-ı Tarikat’ ve ‘Risale der Makamat-ı Erbain’dir.

Hoca Ahmed Yesevi 63 yaşına gelir. Peygamberimize saygı ve sevgisinden dolayı  medresenin bir köşesinde halvethaneye girer. Burada da zamanını üçe ayırır ve eǧitime devam eder. Bu durumu Divan-ı Hikmet’de şöyle ifade etmektedir:
Ey dostlar kulak verin söylediǧime,
Ne sebepten altmış üçte girdim yere?
Mirac sırasında Hakk Mustafa ruhumu gördü,
O sebepten altmış üçte girdim yere…
Hoca Ahmed Yesevi’nin halveti on yıl sürer.

Bugün Yesi’de ziyaret edilen Hoca Ahmed Yesevi türbesi Emir Timur tarafından yaptırılır. Rüyasında Hoca Ahmed Yesevi Hz.ni gören Timur, Buhara fethi ile müjdelenir. Fetihten sonra Yesi’ye gelen Timur, atından iner ve atların ayaklarının altına keçe giydirilir ki, Hoca Ahmet Yesevi Hz. Rahatsız olmasın diye.

Prof. Dr. Musa Yıldız hocanın Divan-ı Hikmet Okumaları dersleri altı bölümden oluşmaktadır. Özet olarak vermeye çalıştıǧımız birinci bölüm Divan-ı Hikmet Okumalarına bir giriş olup, ilerleyen bölümlerde Hoca Ahmed Yesevi öǧretisine yer verilmektedir. Divan-ı Hikmet’de, bugün insanlıǧın karşı karşıya kaldıǧı korona virusü sınavına dikkat çeken alemşumül ve insani deǧerlere yer verilmektedir. Korona salgını ve insanlıǧın düştüǧü acizlik acaba Hoca Ahmed Yesevi’nin şu cümlelerinde belirtiǧi deǧerlerin unutulması yüzünden midir?
Garip, fakir, yetimleri Rasul sordu,
O gece Mirac'a çıkıp Hakk cemalini gördü,
Geri gelip indiğinde fakirlerin halini sordu,
Gariplerin izini arayıp indim ben işte.

Korona salgını sonrası şekillenecek insani ilişkiler, oluşacak düzen, gelecek nesillere bırakılacak deǧerler sisteminde Hoca Ahmed Yesevi’nin alemşumül görüşlerinin aǧır basmasını dilerim. Bu zor günleri fırsata çevirerek kendimizle, insanlarla, tabiat, hayvanat, alem ve yüce Yaratan’la ilişki ve iletişimimizi Rab’bimizin arzu ettiǧi doǧrultuda gelişmesini temenni ederim.

REFERANS DERGISININ 55. SAYISI ICIN KALAME ALINMISTIR.
Veyis Güngör
20 Nisan 2020

Reageren is niet mogelijk