Kavramlar üzerine düşünmeliyiz

İki hafta önce, sosyal medya hesabımdan, ORSAM ve YTB tarafından organize edilen bir konferansta sunulan konuşmaların, YTB tarafından kitaplaştırıldığını paylaştım. Söz konusu konferansta sunulan ve kitapta yer alan “Göç, sivil toplum örgütleri ve Avrupa Türk Diasporası” makalemin de bir özetini yayınladım. Gönderdiğim iletiye farklı çevrelerden farklı reaksiyonlar geldi. Bu reaksiyonları, özet olarak, siz değerli okuyucularımla da paylaşmak isterim.

Öncelikle, özetini paylaştığım makalenin, tamamını merak edip, okumak isteyen dostlarımın sayısı beni ziyadesiyle memnun etti. Avrupa’nın farklı ülkelerinde, göç sürecini ve Avrupa Türkleri sosyolojisini takip eden bu değerli dostlarıma, makalenin de yer aldığı kitabı, dijital şekliyle olarak gönderdim. Kitabı gönderdiklerimin arasında araştırmacı, sivil toplum yöneticisi, doktora öğrencisi, yazar ve gazeteciler yer almaktadır.

Makalenin başlığında, ‘diaspora’ kavramının bulunmasının, bizim muhafazakar kesimi pek memnun etmediğini anladım. “Hayırlı uğurlu olsun. Fakat diasporik takılanlarla işimiz olmaz” şeklinde bir cevap geldi. Diaspora kavramına takıldıklarını biliyorum. Buna rağmen, makalenin içeriğine yönelik bir cevaba tenezzül etmeyip, baştan, ‘teşekkür ederiz, biz almayalım’ şeklindeki tavırları, beni üzdü. Oysa, yazının içeriğine yönelik eleştiri gelseydi, çok daha memnun olurdum.

Sosyal demokrat cenahtan ise, ‘Avrupa’daki Türklerde, yani sivil toplumda ne kurumlaşması, daha dernek kurup yönetemiyorlar, sen kurumlaşmadan bahsediyorsun’ şeklinde gelen cevap da, yetersizdi. Ayrıca, reaksiyonlarında, kendi mahallelerinden olmayan birisinin bu konulara girmesinin, hazımsızlığı da görülüyordu. ‘Size bu konuda bilimsel araştırmalardan örnekler vererek, geri dönüş yapacağım’ diyerek, tartışmayı kestim.

Şimdi, sadece Hollanda Türkleri üzerine, -ki Avrupa Türkleri hakkında onlarca doktora tezi hazırlanıyor- yapılmış iki bilimsel çalışmadan örnek vermek istiyorum.

Bu çalışmalardan birisi, 2019 yılında, “Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri Bağlamında Avrupa’da Türk Diasporası: Hollanda Örneği”başlığıyla, Dr. Buket Ökten Sipahioğlu tarafından, Konya Selçuk Üniversitesinde yapıldı.  
Diğeri de, 2021 yılında, Hollanda’daki Türk Sivil Toplum Kuruluşlarının Türk Gençlerinin Kültürel Aktarım ve Entegrasyon Süreçlerindeki Rolü (Türkevi, Hollanda Türk Federasyonu, Kuzey Hollanda Millî Görüş Teşkilatı Örneği)” başlığıyla, Dr, Buse Işıkhan tarafından Gazi Üniversitesinde yapıldı.

Sipahioğlu çalışmasını, Avrupa’da sayıları beş milyonu geçmiş olan Türk toplumunun, var olan gücünün farkına, hakkıyla varılamadığı tezi üzerine kurmuş. Buradan hareketle, Hollanda örneği üzerinden Türkiye – AB ilişkileri çerçevesinde diaspora faaliyetlerini analiz eden Sipahioğlu, Türkiye dışındaki Türk varlığının sesini duyurabilmesindeki en önemli yolun, ekonomi ve siyasette söz sahibi olmalarından geçtiğini savunuyor.

Işıkhan ise çalışmasında, Türk sivil toplum kuruluşlarının, Türk gençlerinin kültür aktarım ve entegrasyon süreçlerine ulus ötesi sosyal sermaye aktörleri olarak etki ettiğini savunuyor. Işıkhan’a göre, Türk sivil toplum kuruluşları, faaliyetleri yoluyla ulus ötesi ilişkiler geliştiriyorlar. Böylece, Türk STK’lar, Türk kültürünü sürdürerek Hollanda toplumunda var olmaya çalışıyorlar. Türklerin, aynı zamanda Hollanda toplumuyla bütünleşmeye açık oldukları ve bunun için çabaladıklarını da belirtiyor Işıkhan.

Bu iki bilimsel çalışma bile bize, Hollanda Türkleri örneğinde, Avrupa Türklerinin, göç tarihinde, ihtiyaçlara binaen bir kurumlaşma gerçekleştirdiklerini ortaya koyuyor. Şimdi yeni dönemde, Avrupa Türk göçü ‘inşacı sosyoloji’ sürecini yaşayacaktır. Bu yeni dönemde, Avrupa Türkleri, yeni bir dil ve yeni bir kimlik geliştireceklerdir. İşte bu süreçte, referans ve kavramlar çok önemlidir.

Kavramlar üzerinde analitik düşünülmesi gerekmektedir. Reddiye çözüm değildir. Üzerinde düşünülmesi gereken bir kavram da ‘Avrupa Türk diasporası’dır. Türkevi Topluluğunun, Amsterdam Tartışmaları faaliyetinde bu kavram şu şekilde tanımlanmıştır: “Avrupa Türk Diasporası, Türkiye ve Avrupa’ya aidiyet duyan, Avrupa’yı Türkiye’ye, Türkiye’yi de Avrupa’ya bağlayan bir topluluktur. Bu topluluk aynı zamanda, tarihi ve kültürel ilişkilerimizin olduğu ve dahi dünyadaki tüm mazlumlar için de sorumluluk hisseder.”

Veyis Güngör
15 Haziran 2022

Scroll naar top