Veyis Gungor is schrijver en voorzitter van Turkevi in Amsterdam

Hücrelerde benzi solan gençler…

Bir önceki yorumumda da kısaca değinmiştim. Geçen hafta sonu Türkiye’nin bir çok yerinde, 12 Eylül zulüm ve işkecesini yaşayanlar bir araya geldiler. Bu toplantılardan biri de Konya’nın Ilgın ilçesinde gerçekleşti. Ilgın’daki buluşmaya, 12 Eylül 1980 sonrası, Konya Dutlukır cezaevi ve devamında farklı cezaevlerinde birlikte olan ülkücüler katıldılar. Bu anlamlı buluşmanın bir bölümüne ben de katıldım. Beni, cezaevindeyken, Hukuk Fakültesini bitiren ve şimdi avukat olan değerli dostum Mehmet Cemal Erkoç davet etti.
Vuslat buluşması, Ilgın Uygulama Oteli’ndeydi. 12 Eylül hapishanelerinde benzi solan, işkence gören ülkü devleriyle buluşmanın heyacanı üzerimdeydi. Otuz sekiz yıl öncesine gittim bir an. Konya Ocak Başkanları Hasan Kıvrak ve Vehbi Gökdemir, Davut Haskırıç ve Erbil Aksoylu başta olmak üzere, herkes oradaydı. Türk milleti için bir bedel ödemişlerdi bunlar. Ömürlerinin en güzel yıllarını, Taşmedrese’de, Yusufiye’de geçirmişlerdi. İdealistlerdi. Ülküleri vardı. Türk milletinin yeniden tarih sahnesinde yerini alması ve ilahi misyonunu icra etmesini hayal ediyorlardı. Bu ülkü devlerinin Ilgın buluşması, benim için de çok anlamlıydı.
Ülkü devlerinin Ilgın buluşmasına, Konya başta olmak üzere Karaman, Niğde, Aksaray, Kırşehir, Yozgat Antalya ve İstanbul’dan katılanlar vardı. Toplantıya, MHP Ilgın teşkilatı ev sahipliği yaptı.
Toplantı izlenimlerime geçmeden önce, Dutlıkır ve diğer cezaevleri ile ilgili bir hususa dikkat çekmek isterim. 12 Eylül ihtilalinde yurtdışındaydım. Ancak, özellikle Cemal Erkoç başta olmak üzere, bir çok arkadaşımla Yusufiye mektuplaşmalarım oldu. Konya Dutlıkırla başlayan mektuplaşma serüveni, Elazığ, Malatya, Diyarbakır cezaevleriyle devam etti. İçeride nelerin yaşandığını az çok takip etme şansım oldu.
Şimdi, isterseniz, Ilgın toplantısında gözlemlediğim, bazı mesajlara birlikte bakalım.
Vehbi Gökdemir, Hasan Kıvrak, Davut Haskırıç ve Erbil Aksoylu’nun açılış konuşmalarından çıkardığım bir kaç tesbit oldu.
Bunlardan birincisi; Taşmedreselerde yaşananların, hikayelerin yeterince yazılmadığı. Yeterince literatüre geçirilmediği, tarihe not düşülmediğidir. Bu tesbit, lobide, ikili ve üçlü sohbetlerde de gündeme geldi. Yaşanan ve ibret alınacak tecrübelerin edebiyat, sanat, şiir, roman olarak hakkıyla ele alınmadığının altı çizildi.
Bu çerçevede, bir kaç sinema ve belgesel denemesi yapılsa da, ülkücülerin cezaevinde yaşadıkları tam olarak anlatılmamıştı.
Gerçi, bu satırlar yazılırken, sosyal medyada Veysel Tekelioğlu’nun kaleminden bir “Mahir Damatlar” romanının yayınlandığını öğrendik. Tekelioğlu’nun ‘Onsuz Bir Ülkücü Tarih Eksiktir’ adlı romanı, ‘Mahir Damatlar’ın yaşadıkları doğrultusunda bir Ülkücü Hareket tarihi ve 12 Eylül panoraması’ diyor yazar Adnan Şenel.
Diğer bir mesele de, Başbuğ Alparslan Türkeş önderliğinde, ülkücülerin, tarihin akışı içinde misyonlarını yerine getirmeleriydi. ‘Bunun için, bir bedel ödedik’ diyor Hasan Kıvrak konuşmasında. Ülkücü hareketin doğuşu ile ilgili bazı spekülasyonlar yapılsa da, ülkücülük hedefine ulaşmıştı ona göre. Bir başka ifadeyle, üzeri örtülen, unutulan bazı değerler, ülkücülerle birlikte yeniden Türk milletinin gündemine girmişti.
‘İlay-ı Kemiletullah’, ‘Nizam-i Alem’, ‘Cihan Hakimiyeti Mefkuresi’, ‘Turan’ gibi kavramlar ve değerler yeniden, daha yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Bu aslında, Türk milletinin yeniden, tarihsel misyonunu hatırlamasıydı.
Konuşmalardan verilen bir başka mesaj da, artık dün slogan olarak haykırılan ve millete mal olan değerlerin, bundan böyle daha kurumsal ve yapısal olarak ele alınmasıydı. Yeni bir ontoloji, yeni bir Medeniyet tasavvuruyla, dün ifade edilen ideallerin, geleceğe taşınmasıydı. Yeni güncelleşecek kimliğimiz ve varlık anlayışımız, İmami Hanafi, Maturidi ve Hoca Ahmed Yesevi geleneği ile Yunus Emre, Mevlana Celaleddin Rumi ve Hacı Bektaş Veli söylemleri ile şekillenmeliydi.
Evet, bu mesajlar, ömürlerinin en verimli yıllarını cezaevlerinde, taşmedreselerde geçirmiş ülkü devlerinden. Türk milleti için bedel ödemiş bir nesilden. Yapılan, onca işkence ve zülm karşısında, devlete küsmemiş olanlardan. Hala, ama ısrarla, Türk milletinin kalkınmasını ve Türkiye’nin yeniden dünyada şahlanmasını düşünüyorlar.
Veyis Güngör
20 Eylül 2018

Reageren is niet mogelijk