Veyis Güngör is schrijver en voorzitter van Turkevi in Amsterdam

Avrupa Türkleri ve Türkiye’de bazı haddini bilmezler…

Geçen haftaki yorumumuzda, yaz tatili vesilesiyle, Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşayan Türklerin akın akın Türkiye’ye geldiklerini yazmıştık. Üç milyon Avrupalı Türkün, Türkiye’de harcayacağı altı yedi milyon avro ile, ekonominin bazı sektörlerinin de hareketleneceğini dile getirmiştik. Nitekim, öyle de oldu. Avrupa Türklerinin, Anadolu’nun bir çok kentinin sokaklarında yabancı plakalı arabaları fark edildi. Orta ve küçük esnafın yüzü güldü. Hatta, bazı mağazalarda, kendi aralarında Almanca, Hollandaca, Fransızca konuşan yeni çiftler ve ailelerin alışveriş yaptıkları gözlendi.

Ancak, Avrupa Türklerinin bu hareketliliği, Kapıkule’de kilometrelerce uzayan araç kuyrukları, bazı kendini ve haddini bilmezler tarafından hazmedilmedi. Nereye ve kimlere hizmet ettikleri anlaşılamayan bu güruh, sosyal medya hesaplarından yaptıkları açıklama ve yorumlarla, Avrupa Türklerini hedef haline getirdi.

İşte bu söylemlerden sosyal medyaya yansıyan uçuk bir mesaj şöyleydi:
“Ortalık Almancı kaynıyor. Akıl sağlığınız için, gittiğiniz yerde bir yabancı plaka lüks araç görürseniz, oraya gitmeyin. Onlara maruz kalacağınıza koronaya maruz kalın daha iyi. Akıl sağlığı, vücut sağlığından daha önde gelir. Bu sene gelenler hepten azıtmış çünkü.”

Bu çerçevede bir başka söylem de şu şekildeydi:
…“Almancı, Türkiye adına oy kullanmasın”…, “Almanya’da yaşayan Almancılar, Türkiye’de yaşayanların nasıl yönetileceği ile ilgili oy kullanmasın. Tok, acın halinden anlamaz..”

Mesnetsiz söylemlerden örnekleri çoğaltabiliriz elbette.
Türkiye’deki mültecilere, Suriyeliler başta olmak üzere, yapılan ve nefret içeren bu söylemlerin, ülkelerine yaz tatili için gelen Avrupa’daki Türklere de yapılması, Türk insanı açısından oldukça düşündürücüdür. Bu tür aşağılayıcı söylemlerin, her yıl yaz tatili döneminde dillendirilmesi ise, Avrupa Türkleri açısından da bir talihsizliktir elbette. 

Avrupa Türklerini, tartışma haline getiren bu hadsiz, yer yer ırkçı ve ötekileştiren söylemlerin, kesinlikle, Türk insanının genelini ve dünya görüşünü yansıtmadığının farkındayız. Buna rağmen, bu sevimsiz söylemlerin bazı medya ve özellikle sosyal medyada yer alması, ister istemez Avrupa Türklerini üzdüğünü ve incittiğini de belirtmeden edemeyiz.  

Diğer taraftan, son günlerde, ülkemizde, bazı yerel yöneticilerin açıklamalarının da sebep olduğu, göçmen ve mültecilere karşı yapılan açıklamaları büyük bir hayal kırıklığı ile duymaktayız. Hassaten, bu tartışmalara, Avrupa Türklerinin de ilişkilendirilmesi ise kelimenin tam anlamıyla abesle iştigaldir.

Bu konuda, uzun yıllar Almanya’da yaşamış, Avrupa Türkleri sosyolojisini de yakından bilen ve şimdi İstanbul’da yaşayan değerli dostumuz Şefik Kantar şöyle bir tespit yapmış: “İsmi büyük bazı cahiller bile, mülteciler ve yabancılar konusu gündeme gelince hemen Avrupa'daki işçilerimizin durumuyla kıyaslama yolunu seçiyorlar. Tamamen yanlış bir yol. İnsanlarımız oraya mülteci olarak değil ikili anlaşmalarla ve tamamen legal şekilde gittiler.”

Oysa, Avrupa Türkleri, bütün bu tartışma ve yakıştırmalara rağmen, omuzlarındaki tarihsel sorumluluğun da farkındalığıyla, Türkiye başta olmak üzere, aidiyet duydukları gönül coğrafyasındaki muhtemel görevleri üzerinde kafa yoruyorlar. Bu tür, basit, sığ, anlamsız tartışmaların yerine bir gelecek vizyonu hayal ediyorlar ve şöyle diyorlar:
 “Avrupa Türkleri, tarihte örnekleri olduğu gibi, Türk İslam değerlerine yabancılaşmadan, içinde yaşadıkları toplumların geleneklerinden/tecrübelerinden yeni sentezler ortaya koyarak, Avrupa’da bir gelecek vizyonu/perspektifi/politikası üretebilirler.
Zira, Türklerin, tarihin farklı dönemlerinde, Çin’e, Bizans’a, Hind’e, İran’a, Roma’ya yer yer hükmettikleri ve etkileşimde bulundukları biliniyor.”

Veyis Güngör
29 Temmuz 2021

Reageren is niet mogelijk