Veyis Güngör is schrijver en voorzitter van Turkevi in Amsterdam

Akıl ve kalp ekseninde Avrupa’da geleceğimiz

Avrupa’daki Türk ve Müslüman varlığı ya da varoluşun devamı üzerine düşünenler hatırlayacaklardır. Yorumlarımızda yer yer varolma esprisi çerçevesinde ‘bir gelecek perspektifinden’ dem vururuz. Ve sık sık, bu konuda kafa yoranları, söyleyecek sözü olanları yazmaya davet ederiz.

Bu konuda neler düşündüğümüz bir çok vesile ile ifade edilmiştir. Bir kaç cümleyle tekrarlamamız gerekirse; Avrupa’da geleceğimizi Anadolu irfanı, Avrupa kültür tarihi ve yarım yüzyıllık göç tecrübemiz oluşturmalıdır....

Söz konusu bu üç sütun, çok daha somut ve detaylı olarak ele alınabilir. Alınmalıdır da. Tabiiki bu alanlarda bizi besleyecek bir literatür listesi de oluşturulmalıdır. Titizlikle seçilecek eserler okunmalı, tartışılmalıdır. Elde edilen bilgi ve tecrübeyle ancak bir gelecek vizyonu yani perspektifi teklifi yapabilir.

Bu çerçeve, naçizane okuduğum makaleleri ve kitapları sıklıkla Avrupa genelinde bazı isimlerle paylaşıyorum. Yakın zamanda paylaştığım iki söyleşide birbirini tamamlar ve tasdik edercesine bir yoruma rastladım.
Her iki yorum da bizi yani Avrupa Türklerini, Müslümanlarını çok yakından ilgilendiriyor.

Bunlardan bir tanesi, ‘Dünya Bizim Kültür Portalı’nın ünlü düşünür Mahmud Erol Kılıç’la yaptığı söyleşiydi. Erol Kılıç hoca çok uzun yorumlardan sonra “Ben Osmanlı’nın kurucu babaları olarak İbn Arabî’yi ve Mevlâna’yı görüyorum” diyordu.
Bu cümle yukarıda ifade ettiğimiz ‘gelecek perspektifi’ için bekleneceğimiz kaynaklarından birisi olan Anadolu irfanını tanımlamaktadır. Dolayısıyla, bu yorum bizi çok yakından ilgilendiriyor.

Diğeri de, Mustafa Kara hocanın ‘Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri’ kitabında yer alan bir yorum. Kitapta ünlü İslam alimi Muhammed Hamidullah diyorki: “Batı toplumunda, Paris gibi bir muhitte yaşamaya başladığım zamandan beri hayretle görmekteyim ki Hıristiyanların İslamiyet’i kabulü, onları İslam’ı kabule sevk eden ne Ebû Hanife, ne de İmam Mâtüridî’dir. Fakat Muhyiddîn Arabî’dir.”
Hamidullah uzun açıklamasına şöyle devam ediyor: "... bugün en azından Avrupa ve Afrika’da İslam’a hizmet edecek olan ne kılıç, ne de akıldır; fakat kalp ve tasavvuftur.”

Evet, her iki düşünürde de Endülüslü İbn Arabi öne çıkıyor. Bir tarafta Anadolu’da İbn Arabi, Mevlana Celaleddin Rumi ve Sadrettin Konevi tarafından oluşturulan düşünce geleneği. Diğer tarafta hem aydınlanma çağında Batılı düşünürlere ilham kaynağı olan hem de günümüzde Hıristiyanları etkilemeye devam eden tasavvuf. Yani Endülüs İslam Medeniyeti ve tecrübesi.

Demekki, Anadolu irfanı, Avrupa’da varoluşumuzun olmazsa olmazlarındandır. O zaman bize düşen görev bu geleneği bilmek ve güncellemektir. Şüphesiz, Hamidullahın ifade ettiği gibi: “ben namaz, oruç vesaire gibi İslâmî vazifelerimi tasavvufî sebeplerle değil, hukukî sebeplerle ifa ediyorum... Allah benim rabbimdir, sahibimdir. O bana bunları yapmamı emretmiştir, o halde yapmalıyım.” demeliyiz.

Veyis Güngör
18 Ocak 2019

Reageren is niet mogelijk