Ne yardan geçebiliriz ne de serden…

Önümüzdeki iki ay bizim için seçim ayları. 15 Mart’ta Hollanda genel seçimleri için sandığa gideceğiz. Yarım yüzyılı aşan bir süredir yaşadığımız ülkenin yönetimini belirlemek için siyasi tercihlerimizi yapacağız.
16 Nisan’da ise Türkiye’de yapılacak referendum için yurtdışında 27 mart 9 nisan tarihleri arasında, sınır kapılarında ise 27 mart 16 nisan tarihleri arasında oy kullanacağız.

Var olan parlamenter ya da bürokratik vesayetin ağır bastığı parlamenter sistem ile, Başkanlık sistemi arasında bir tercih yapacağız. ‘Bizim için Hollanda mı yoksa Türkiye seçimleri mi daha önemli’ diye bir soru soramayız.  İkisi de önemlidir. Çünkü birisi içinde yaşadığımız ülkeyi önümüzdeki dört, beş yılda yöneteceklerin seçimi, diğeri de aidiyet duyduğumuz ülkenin yönetim şeklinin belirlenmesi olacak.

Aidiyet ve sorumluluk
Bir diaspora grubuna veya çifte aidiyete sahip olmanın ya da taransnasyonal kimlikle tanımlanmanın böyle güzel yönü var. Hem güzel, yani zengin, hem de çifte sorumluluk yükleyen bir özellik aslında. Zenginlik, çünkü iki ülke, iki toplum için düşünmek zorundasınız. Birini diğerine tercih edemezsiniz. Her iki ülke ve toplum için sorumluluklarınız var. ‘Beni ilgilendirmez’ diyemezsiniz, çünkü iki ülkenin vatandaşısınız. İki toplumda akrabalarınız var, arkadaşlarınız var, ilişkileriniz var. Bir şekilde olaya müdahilsiniz. O zaman, çifte aidiyetin gerektirdiği şekilde, sorumluluk hissedip her iki ülke için yapılacak seçimlerde üzerinize düşeni yapmalısınız.

Denge kurulmalı, kuruplaşmaya meydan verilmemeli
Hollanda’da seçim çalışmaları Türkiye’dekinden farklı. Onbinlerin miting meydanlarında yer alması gerekmiyor. Daha çok salon toplantıları, grup görüşmeleri, pazar, panayır ve sokaklarda bildiri dağıtma Hollanda seçim çalışmalarıdır. Televizyon tartışmaları, sosyal medya ilanları, reklamlar bunlara ilavedir. Bu seçimlerde bir de troller çıktı sosyal medyada.
Hollanda’da seçim çalışma geleneği böyle. Türkiye’de yapılacak referandumun Hollanda çalışmaları için de bu geleneğin dışına çıkmamak gerekir. Ne yazık ki bu konunun, özellikle sosyal medyada yansıyan şekli çok kırıcı. Kutuplaştırıcı. Tahammülsüzlük diz boyu. Kimse kimsenin görüşüne, duruşuna saygılı değil. Kullanılan dil çok sert. Bu uslup terk edilmeli. Dengelenmeli. Daha fazla kutuplaşmaya meydan verilmemeli.

Birlikte çalışma kültürü
Hem Holllanda seçimlerinde hem Türkiye seçimlerinin Hollanda’daki çalışma sürecinde, içinde yaşadığımız ülkenin onyıllarca mücadele ederek kazandığı tartışma kültürünü öne çıkarmalıyız. Olaylara bakış açımız farklı da olsa, birbirmizi ikna etmeye ya da kendi duruşundan vazgeçirmeye yanaşmamalıyız. Farklı düşünmemiz kavgayı, gürültüyü, dışlamayı beraberinde getirmemeli. Hollanda’nın olmazsa olmazı olan birlikte çalışma kültüründen yararlanmalıyız. Bunu önce kendi aramızda sonra içinde yaşadığımız toplumla gerçekleştirmeliyiz.

Evet ne yardan geçebiliriz ne de serden. Bizim için, hem Hollanda’daki seçimler hem Türkiye’deki referandum önemlidir. 15 Mart Hollanda genel seçimleri de, 16 Nisan Türkiye Başkanlık oylaması da demokrasinin bir nimetidir. İki seçimle ilgilenmek, katılmak aslında bir zenginliktir. Birbirine engel değildir. Önemli olan dengeyi iyi kurmaktır. Farklılıkları zenginlik olarak görmek gerekir, tehlike olarak değil.
Hollanda, son yıllar hariç, farklılıkların zenginlik olarak tecrübe edildiği,yaşandığı ve görüldüğü bir geleneğe sahipti. Tartışma, anlaşma, uzlaşma kültürünün hakim olduğu bir modele sahiptir Hollanda. Bu modelden biz de nasibimizi almalıyız. Her iki seçim öncesi ve sırasında bu uzlaşmacı davranışdan asla vazgeçmemeliyiz.

Veyis Güngör
14 Şubat 2017

 

Scroll naar boven
Scroll naar top