Sokaklarda yaşamayı tercih eden dahi insanlar…

Yeni yılın üçüncü haftası, bir vesileyle, Maastricht – Aachen arasındaki dağlık Schin op Geul köyündeyiz. Amsterdam Tartışmaları proje yürütücüsü Ahmet Suat beyin de katıldığı, hafta sonu beraberliğimizde, ilk akşam, köyün sokaklarını adımladık. İkinci Dünya Savaşında, köy girişindeki köprüyü uçuran ve Almanlara direnen bu köy sokaklarında ne bir insan ne de başka bir canlıya rastlayamamak, bizi hayrete düşürdü. Sokakları adımlarken, yirmi kilometre ileride ikamet eden gazeteci Muhsin Ceylan’ı görüntülü arayıp sürpriz yapmak istedik. Ancak, Ceylan ana ocağında karşımıza çıktı.

Ertesi gün kahvaltıdan sonra, Türkiye’den bize katılan misafirlerle birlikte, değerli dostumuz Muhsin Ceylan’ın da ikamet ettiği Aachen kentine gittik. Hava hafif yağmurlu ve soğuktu. Henüz, şehir merkezinde otuz kırk metre yürümüştük ki, lüks bir mağaza vitrininin hemen yanı başında, o soğukta yere uzanmış uyuyan birini gördük. Az ilerde, uyumayan ancak, yine bir mağaza vitrini kenarında postunu sermiş bir başkasını gördük. Bunun bir tesadüf olmadığını düşündük.

Lüks mağazaların önünde yatan bu insanların birer fotoğraflarını çekerek, biraz takılmak niyetiyle Muhsin beye gönderdik. Ve şu cümleleri yazdık: “Aziz dostumuz, şehrinizin sokaklarında, hem de soğuk hava şartlarında yerde yatanlara rastladık. Şahit olduğumuz manzara karşısında, Almanya adına üzüldük”.

Bu yorum karşısında, Muhsin bey mutlaka bir cevap verecekti. Onun huyuydu bu. Mesajın okunduğunu ve WatsApp’dan Muhsin beyin uzun uzun yazdığını görünce, “aman destan yazarım filan deme, hava baya soğuk, cevap veremeyiz azizim” mesajını da gönderdik.

Ve Muhsin beyden öyle bir cevap geldi ki, o cevap, bizi Avrupa’nın bu sosyal gerçeği üzerinde, Aachen sokaklarında derin derin düşündürdü.

Muhsin Ceylan’nın cevabı şöyleydi: “Evet, Almanya genelinde sokakta yaşamayı tercih etmiş binlerce insan var. Hiçbir devlet yardımını da kabul etmeme özgürlüğünü kullanıyorlar. Bunların büyük bir kısmı da entelektüel. Eski doktor, avukat, hakim, mühendis, eğitimci. Bu ilginç bir hayat tarzı tercihi. Ben bizim Aachen’daki o yüzlerle konuşup sohbet ediyorum ara sıra. Kızım Selma Nur, nerede bir mekansız görsek, ‘baba bak senin arkadaşlardan’ diye espri yapar. Ama bu adamların bir çoğu, bir derya ve acayip hayat hikayelerine sahipler. ‘Bize acımayı bırakın anlamaya çalışın’ der bu insanların çoğu . Dünyayı aldıkları alkol veya uyuşturucuyla çekebildiklerini söylemeleri ise çok derin sosyo psikolojik analize muhtaç. O dünya ve sakinleri çok acayip. Bu ara, o insanlar bizim gündemimizde yok ve hiç olmadılar. Bir de bu sosyal grupta bizim üçüncü kuşaktan gençlerin sayısı her geçen gün artıyor. İnsani olarak çok yorucu bir konu bu olay, Veyis hocam. Genelde onlarla sohbetlerim sonrasında benim dengem bozuluyor. Abi adamların elinde veya çantasında geçmiş tarihlerden ciddi bir dergiler veya kitaplar var”.

Ceylan’ın gönderdiği bu isabetli yorum, bizi o soğukta ısıttı desek yalan olmaz emin olun. Hakikaten, Avrupa’nın her yerinde, Paris’te, Brüksel’de, Amsterdam’da, bu tip insanlar, yani sokaklarda yatıp kalkan insanların sayısı binlerle ölçülür. Sokaklarda yatıp kalkmak, evsiz, barksız yaşamak bir kültür, bir yaşam tarzı haline gelmiş adeta. Öyle evsiz insanlar var ki, bunlar bir önceki yaşam dönemlerinde, toplumda parmakla gösterilen insanlardı. Ancak, her hangi bir sebeple, sokaklarda yaşam felsefesinin içine girip, artık o dünyadan bir türlü kopup, dışarı çıkamıyorlar. Bir kısır döngü içindeler. Görülen manzara, bu insanların bir çoğumuz tarafından, evsizler, sokaklarda yaşayan garipler olarak değerlendirmesine vesile oluyor.

Bu konuda, iki yıl önce, Amsterdam sokaklarında gördüğüm evsizler üzerine yazdığım notları hatırladım. Şu cümleleri yazmışım: “İnsanların bazıları, ilişkilerinin bozulması, kriminal olaylar ve aşırı borçlanmalar için sokaklarda yaşarken, bir kısmı da sokaklarda yaşamayı şuurlu olarak seçmiş ve bunu bir hayat tarzı olarak benimsemişler. Materyalist ve kuralcı dünyaya isyan ediyorlar. Devletin ödeneklerini istemiyorlar.”

Avrupa’nın sosyal bir gerçeği olan evsizler ve sokakta yaşayanların durumu, gerçekten, Muhsin Ceylan’ın da ifade ettiği gibi, insanın içini parçalıyor. Hele hele içlerinde, daha önce toplum için önemli görevlerde bulunmuşların bu hale düşmesi, bir başka acı ve önemli bir sorun. İnsan, ister istemez kendisine şunu soruyor. Her ne kadar bu insanlar bu hayat tarzını tercih etseler de, aynı şehirde, ülkede yaşayan bizlerin de, bu insanların bu hale düşmesinde bir sorumluluğumuz yok mu?

Veyis Güngör
23 Ocak 2022

Scroll naar top