Veyis Güngör is schrijver en voorzitter van Turkevi in Amsterdam

İnsan kendisini yeniden bulmak zorunda…

İnsanlık, içinden geçtiği karmaşık süreci anlamakta zorlanıyor. Düşünürler, politika üretenler, karar vericiler, medya ve diğer uzmanlar bu kaotik süreci anlamlandırmaya gayret ediyorlar. Bu süreçte, gelişmeleri yorumlayıp gelecekle ilgili öngörüsü olan ve trendwatcher olarak isimlendirilenler de açıklamalarıyla öne çıkıyorlar. Jason Hickel, Lyndsey Fox, Yuval Noah Harari, Chris Stokel-Walker bu trendwatcher’lardan bazıları. Bu isimlere, Amsterdamlı olmasından dolayı hemşerimiz olan Adjiedj Bakas da ekleniyor.

Amsterdamlı Adjiedj Bakas, ‘Yeni bir Orta Çağ yaşıyoruz’, ‘Tabiat bizden nefret ediyor’, ‘İnsan günümüzde köksüzleşti’ ‘Akraba ve arkadaşlarına daha fazla vakit ayır’ gibi çıkışlarıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Adjiedj Bakas’ın yorumlarına geçmeden önce özgeçmişine bir göz atalım.

İnsanlara ilham veren kişi
Hollanda’da, kitapları da yayınlanmış olan ve ilk 10 iyi konuşmacı arasında yer alan Bakas, Surinam’da doğdu. Ailesinin kökleri Hindistan’a dayanır. 1983 yılından bu yana Hollanda’da yaşayan Bakas, Utrecht Üniversitesi Hollandaca İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Kitapları, Çin, Hindistan ve Nijerya başta olmak üzere, Avrupa’nın her ülkesinde okunmaktadır. Verdiği seminer, konferans ve çalıştaylar ile insanlara ümit ve güven veren Bakas, Hollanda günlük gazetelerinden NRC’de, “ilham veren kişi”, de Volkskrant’da, “coşkusunu bulaştıran kişi” ve Almanca Süddeutsche Zeitung’da ise, “konuşma sanatında ustalaşmış, keskin bir mizahçı” olarak tanımlanmış.

Trouw gazetesinden Roek Lips’in, bilim insanları, yöneticiler, sanatçılar ve düşünürlerle yaptığı söyleşilerden oluşan, ‘Yeni Liderler’ yazı dizisinde, Amsterdamlı Bakas’a da yer verilmiş. Bakas’ın, insanlığın karşı karşıya olduğu gelişmelerle ilgili bazı düşünceleri aşağıdaki şekilde.

İnsan düşünebilen varlıktır
“Korona virüsü bizim için yeni bir vebadır ve yeni bir Orta Çağ yaşıyoruz. Orta Çağ’da yaşanan büyük veba esnasında çok büyük yenilik dalgaları ortaya çıktı. Önce matbaa icat edildi. Sonra reform başladı. Şimdi, biz de, bu tür büyük değişimleri yaşayacağız. Ancak, yeni Rönesans’a ulaşmadan önce, bir çok sefalet ve huzursuzluk göreceğiz. Bunlar olmadan bir değişimden bahsedemeyiz. Karantinanın biri biter diğeri başlar. Bu virüs gider başka virüs gelir. Tabiatta, bizi vuracak milyonlarca virüs var. Bu anlamda doğa bizden adeta nefret ediyor. Sürekli peşimizde sanki. Buna rağmen insan, bu alemde, yine de en mükemmel varlık. Çünkü düşünebiliyor. Mesele şu, düşünebilen varlıklar olarak yeni gerçeklerle nasıl başa çıkacağız?”.

Duygusal devrime yatırım yapalım
Köklerimizden kopartıldığımızı, yeni dönemde, yani insanın tahmin edemeyeceği bir hızla gelişen dijital gerçeklik içinde kök salmayı düşünmemiz gerektiğine dikkat çeken Bakas, “Mevcut robotlaştırma daha ilk hamle. 2050 yılında kendi karakterimizi taşıyan robotlar yapılacak. Annenizi ziyaret etmek istemediğiniz an, bu robotu annenize gönderebileceksiniz” diyor. Teknolojik devrimin duygusal devrimle birlikte gittiğini söyleyen Bakas, “Özellikle bilgisayar tarafından rasyonel şeyler alındı, duygular ise insana kaldı. O halde duygusal devrime yani sıcaklığa, dostluğa, samimiyete, sevgiye, vicdana, içgüdüye, birlikte olmaya ve sezgiye yatırım yapmak gerekiyor. Akıl almaz şekilde gelişen teknoloji karşısında, kendimizi insan olarak hissetmek için elimizde sadece duygu kaldı” diyor. 

Tahammülümüz test ediliyor
‘İnsanın dayanaklığı, tahammülü test ediliyor, onun için zorluklarla baş etmeyi öğrenmeliyiz’ diyen Bakas Hinduizm dinine inanıyor. Bakas, “Üç yıl önce iki defa beyin kanaması geçirdim. Daha sonra kanser oldum. Şimdi yarı felçliyim. Ama kafam yerinde ve çalışıyor. Hayata ümitle bakıyorum. Kendime, engelli halime mi yoksa yapabileceklerime mi odaklanmalıyım sorusunu sordum. Olumsuzluklar insanın depresif olmasına sebep olmamalı” diyor. Çinli arkadaşlarının, on dokuzuncu yüzyılın Çin için bir aşağılanma ve horlanma yüzyılı olduğunu, insanların afyon kullanımına bağımlı hale geldiğini, o yüzyılda, Çin’in Batı’nın sömürüsü olup, insanların özgüvenlerini kaybettiklerini söylediklerine dikkat çeken Bakas, şimdi Çinlilerin, bu yüzyılda Batı’da insanların nasıl bağımlı hale geldiklerini, artık bu yüzyılın Batı için aşağılanma yüzyılı olduğunu söylediklerini dikkatlere sunuyor ve ‘İnsanlar alışkanlıklarından bir an önce kurtulup, değişimi yakalamalılar.’ diyor.

Yeniden kendimizi bulmak
Keder ve kayıp hayatın bir parçası olduğu halde, bu işleri psikologlara ve cenaze firmalarına bıraktığımızı, ölen kişinin bir an önce kaldırılmasını istediğimizi söyleyen Bakas, “Duygu çok önemli olduğu halde, hissetmemize izin verilmiyor adeta. Bunun için maneviyat ve din, insanların hayatında yer alacak ve tekrar canlanacak. ”
Bakas’ın mantıksal açıklaması ise şöyle: “Eski ayrılıyor, yeni henüz yerini almamış. İnsanlar daha ileriye bakacaklar, arayacaklar.”
 
‘Bunun için illa bir kriz mi gerekli’ sorusuna ise Bakas şu cevabı veriyor: “Evet, kriz bizim yeniden düşünmemize vesile oluyor. Normal olan her şeyi tartışıyoruz. Çağrı, yeniden kendimizi bulmamız yönündedir. Doyumsuz olduk. Mutluluk ekonomisine ulaştık. Her şeye sahibiz. Ama kendimizi yalnız hissediyoruz. İnsanlar fıtrat olarak, din ve maneviyata sanıldığından daha fazla yatkındır”.

Demek oluyor ki, fıtrat olarak din ve maneviyata yatkın olan insan, günümüzde yeniden kendini bulmak, keşfetmek durumunda.

Veyis Güngör
3 Aralık 2020

Reageren is niet mogelijk