Veyis Güngör is schrijver en voorzitter van Turkevi in Amsterdam

Daha sosyal bir Avrupa’ya doğru

Özellikle pandemi süreci ve Ukrayna’nın Rusya tarafından işgali, Avrupa Birliği’nin daha sosyal olması yönündeki tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bu tartışmaları, hatırlanacağı üzere, hasseten, pandemi sürecinde sağlık sektöründe görülen kaos ve oluşan korku, hükümetlerin pandemi tedbirleri, daha somut bir hale gelmiştir. Daha sosyal bir Avrupa’nın kaçınılmazlığı, düne göre bugün daha hayati bir mesele olarak görülmektedir.

Sosyal bir Avrupa’nın zorunlu bir hal aldığını savunan siyaset bilimci ve Libre de Bruxelles Üniversitesi öğretim görevlisi Amandine Crespy, son yıllarda bu yönde ortaya çıkan politikaların devamı ve AB ülkeleri arasında daha fazla işbirliğinin olmasının altını çiziyor. Çünkü, sosyal bir Avrupa, herkes için faydalıdır. Siyaset bilimci Crespy’nin, haftalık Vrije Nederland dergisinde yayınladığı makalesinden bazı görüşlerini siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum. 

Amandine Crespy, öncelikle insanlığı neredeyse iki yıl esir alan pandemiyi örnek vererek, “Çok sayıda Avrupa Birliği ülkesi, 2020 yılında, Kovid 19 hastalığının başlamasıyla, büyük felaketlerin üstesinden gelemeyeceklerini ortaya koydular” diyor.
Crespy görüşlerini, “Bu süreçte, yıpranmış sağlık sistemi, buz dağının görünen ucuydu. Ne yazık ki, yıllar boyu, kamu sektörü, dijital alt yapı, eğitim ve çocuk bakımına kadar uzanan bir alanda yatırımlar yetersiz kaldı. Bu durum, elbette Avrupa’nın karşılaştığı 2008 – 2010 arasındaki ekonomik ve borçlar krizinin bir sonucu olarak değerlendirilmese de, Avrupa Birliği’nin o yıllarda uyguladığı tasarruf politikası, böyle bir sonucun ortaya çıkmasında, elbette göz ardı edilmez” cümleleriyle açıklıyor. 

Crespy’e göre, dünyadaki borç krizleri, göç ve mülteci akımları ve son olarak pandemi, Avrupa Birliği ülkelerinin sosyal ekonomik olarak birbirinden uzaklaşmasını beraberinde getirdi. Oysa, pandemiden önce, sosyal kuruluşlar, AB’nin uyguladığı tasarruf politikasının öldürücü olduğunu duyurmuşlardı, ancak bu kuruluşlar ciddiye alınmamışlardı.

“Sosyal bir Avrupa’da, insan unsuru merkez alınacak” diyen Crespy, piyasa ekonomisinin dayatmasına bakmaksızın, temiz bir çevre, herkes için kaliteli bir sağlık, eğitimde fırsat eşitliği, kültürel ve yaratıcı etkinliklere ulaşım için, yeni bir düzenleme ve kamu tesislerine büyük yatırımların yapılmasının zorunlu olduğunun altını çiziyor.  

“Avrupa Birliği, yani Brüksel ile üye ülke yönetimlerinin görev dağılımının, ilk yıllarda olduğu gibi, daha şeffaf olmalıdır” diyen Crespy, “Avrupa Birliği entegrasyonunun başladığı ellili yıllardaki gibi, Avrupa Birliği kararları ile ulusal hükümetlerin kararlarının şeffaf ve adil bir şekilde paylaşılması düşünülmeli”görüşünü savunuyor.

“Avrupa sosyal hakların evrensel temellerini tüm vatandaşlarına uygulamalı” diye devam eden Amandine Crespy, “Pandemi döneminde olduğu gibi, hükümetler ve hükümet dışı kuruluşlar, gelecek için sosyal dayanışma içinde olmalılar. Ayrıca, Avrupa, göçmen işçilerin ikinci sınıf vatandaş olarak görülmeleriyle mücadele etmeli. Avrupa Birliği, bu vatandaşlara da evrensel temel sosyal hakları tanımalıdır” düşüncesinde.

Amandine Crespy görüşlerini şöyle özetliyor: “Sosyal Avrupa, sadece insan sermayesi ve insanların iş görebilirliğiyle sınırlı olmamalı. Buna göre Avrupa, vatandaşlarına yeterli gelir ve düzgün bir yaşam garantisi vermeli. Son yıllarda, bu yönde, politikalar yenilendi ve sosyal bir Avrupa hedeflendi. Toplumsal kuruluşlar ve çıkar grupları, sosyal uyum ve dayanışmanın ön planda olması için her şeyi göze almaları gerekmektedir. Örneğin, Avrupa düzeyinde alınan sosyal kararların, ulusal hükümetler tarafından uygulamaları takip edilmelidir. Unutulmamalıdır ki, eski Avrupa Komisyonu Başkanı Jacques Delors’ın ifade ettiği gibi, sosyal bir Avrupa, Avrupa’da yaşayan herkezin çıkarınadır”.

Bu makalede ve bu köşede, geçtiğimiz haftalarda Avrupa ile ilgili yayınlanan yorumlardan da anlaşılacağı üzere, yarım yüzyılı aşan bir geçmişe sahip olan Avrupa Birliği’nin, kendini yenilemesi kaçınılmazdır. Farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü, AB’de yaşayan tüm vatandaşların ayırım gözetmeksizin muamele görmesi, karar vericilerle halkı temsil eden oluşumların birlikte çalışmaları, AB merkezi ile üye ülke hükümetlerinin uyumlu olması, kamu sektörüne gereken yatırımın yapılması, daha sosyal bir Avrupa için, olması gerekenlerdir.

Veyis Güngör
19 Ağustos 2022