Geçtiğimiz hafta sonu Kültür ve Turizm Bakanlığınca İstanbul’da organize edilen III. Milli Kültür Åurası’na katıldık. 3 gün dolu dolu geçen Åura, 27 yıl sonra tekrar toplanmış. Åura’nın ilki 1982 yılında, ikincisi de 1989 yılında yapılmış. Bu Åura’larda hangi kararlar alındı? Hangileri gerçekleştirildi bilmiyoruz. Åura; açılış ve protokol konuşmaları ve devamındaki açılış oturumlarından sonra, 17 ayrı komisyon halinde icra edildi. Komisyon çalışmalarından sonra, yani üçüncü gün komisyon başkanları raporlarını sundular. Üç gün boyunca çoğunluğu Türkiye’nin hemen hemen her yerinden, bir kısmı da Avrupa’dan olmak üzere, üçyüz elliyi aşkın kültür insanı, günlük ortalama on saat çalıştı. Komisyon başkanlarının ise günlük ortalama mesaisi oniki saati aştı. Her madde komisyon üyeleri arasında kıyasıya tartışıldı. Kabul edilen maddeler rapora geçti. Rapor metni Kültür ve Turizm Bakanlığının websitesinden edinilebilir. Alınan kararların kitap olarak basılacağı da duyuruldu.
III. Kültür Åurası’nın açılışı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapıldı. Hatırlanacağı üzere, Cumhurbaşkanımız konuşmalarında, zaman zaman milli eğitim ve kültür sanat alanında arzu edilen bir politika üretilmediğinden şikayet ederdi. Cumhurbaşkanımız, Åura açılış konuşmasıda da kültür, irfan ve ahlak kavramlarına dikkat çekti: “İrfandan yoksun bir kültür, açık konuşayım, hamallıktan başka bir şey değildir. Aynı şekilde ahlâktan yoksun bir kültür anlayışı bizi ancak yozlaşmaya götürür. Oysa sanat ve kültürün amacı, insanı aklî ve ahlâkî kemale ulaştırmaktır. İyinin, güzelin ve doğrunun peşinde koşan bir sanat ve kültür anlayışına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.”
Ev sahibi, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı da açılış konuşmasında; “Åurada alınan kararlar bakanlığımıza ve kültür sanat alanında faaliyet gösteren bütün kamu ve kuruluşlarımıza bundan sonraki çalışmalarında inşallah yol gösterici bir rehber niteliğinde olacak”dedi. Avcı ayrıca kültür ve sanat alanında 2002 yılından bu yana yapılan önemli çalışmaları rakamlar vererek anlattı.
Åura’nın Yurtdışı Türkler bölümüne geri dönelim. Yurtdışı Türkler ve Kültür Komisyonu, Dr. Adnan Tekşen başkanlığında. Doç. Dr. Yusuf Adıgüzel, Ali Gedikoğlu, Ozan Ceyhun, Tarık Bayram Gölezlioğu, Prof. Dr. Kadir Canatan, Prof. Dr. Mehmet Emin Köktaş, Musa Serdar Çelebi, Ahmet Özay ve naçizane şahsım üyeliğinde şu konuları müzakere etti: Göç, Kimlik ve Entegrasyon; Sanatsal ve Kültürel Üretim ve Yönetim; Aile ve Kuşaklararası İletişim; Kültür Diplomasisi ve Koordinasyonu; Kurumsal ve Kültürel Bellek Oluşturulması; Anadil ve Kültür Eğitimi; Birlikte Yaşama Kültürü ve Din Eğitimi; Yurtdışı STK’ların Yapı ve İşlevleri; Yayıncılığın Rolü ve Geliştirilmesi ve Birlikte Yaşama Aracı olarak Çokkültürlülük.
Müzakereler esnasında bu konuların ne kadar birbirine geçmiş, birbiriyle kesişen konular olduğunu, bir kere daha müşahade ettim. Bu sorunlar, yılların birikmiş sorunlarıdır. İşin entresan tarafı da genelde bu sorunların çözümünde devletten beklentinin ağır basmasıdır. Kaldı ki, sorunlara yaklaşım ve yorumlama sürecinde -geleneksel- Ankara yaklaşımı ve algısıyla, yurtdışındakilerin sorunlara yaklaşımında farklılıklar sözkonusudur. Önce, Ankara’nın konuyla ilgili algı ve anlayışında bir değişme olmalıdır. Diğer taraftan, yarım yüzyılı aşan bir göçmenlik tecrübesiyle, yurtdışındaki Türkler, kendi imkanlarıyla ayakta kalmanın, var olmanın formülü üzerinde de kafa yormalıdırlar.
Yurtdışı Türkler ve Kültür Komisyonu’nun Åura kararlarının uygulanabilir ve sürdürülebilirliği açısından teklif etmiş olduğu somut bir teklif var. Åöyle: Avrupa’nın bir kentinde Avrupa’dan kültür insanlarının katılacağı bir Milli Kültür çalıştayı yapılması kararı. Bunun hayata geçirilmesi büyük ölçüde, bizim yani yurtdışında yaşayanların elindedir. Olayın arkasından koşmalıyız. Takipcisi olmalıyız. Böyle bir çalıştayın yapılmasının bize düşen tüm şartlarını yerine getirmeliyiz…
Åura süresince, bir çok kültür insanıyla tanışmak, dostlarla tekrar birarada olmak oldukça heyecanlıydı. Evsahibi, Kültür ve Turim Bakanımızın tüm komisyonları ziyaret etmesi, tek tek üyelerle ilgilenmesi ise, Nabi Hoca’nın nasıl bir gönül insanı olduğunu da gösteriyordu.
Åura’nın ikinci gününün akşamı organize edilen Anadolu Renkleri Konseri ise tek kelimeyle harikaydı. Çoğulculuğun, farklılığın bir zenginlik olduğunu yani Anadolu’yu anlatıyordu…
Anadolu’nun bu zenginliği Kültür ve Turizm Bakanımızın kapanış konuşmasına şöyle yansıdı: “Bizi bir arada tutan ve bir kılan derin manevi bağlar, farklılıklarımızın teminatıdır. Tarihin ve coğrafyanın merkez ülkelerinden biri olan Türkiye, bütün inanç ve düşüncelerle bir arada, bin yıllık birlikte yaşama tecrübesine sahiptir.” Ayrıca açılış oturumlarında konuşan yazar Alev Alatlı’nın şu cümlesi ‘Dünyanın iyiliği için Türkiye’ Åura’nın en dikkat çeken mesajları arasındaydı…
Evet. Avrupa ve Dünya bugün, bizim bin yıllık birlikte yaşama tecrübemize muhtaçtır. Bu vesileyle, Åura’nın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür eder, Åura kararlarının milletimize ve insanlığa hayırlar getirmesini dilerim.
Veyis Güngör
11 Mart 2017