İki hafta önce, Amsterdam şehir merkezinde Türkçe konuşanların artık görünür olduğunu yazmıştım. Şimdi bu tabloya bir grubu daha eklemek gerekiyor: Eğitim, öğretim ve araştırma amacıyla Hollanda’ya gelen Türkler. Nitekim, haziran ve temmuz aylarında, Türkevi Araştırmalar Merkezi’ni ziyaret eden akademisyen, idari personel ve öğrenci sayısı oldukça fazlaydı.
Bunların yanı sıra, geçtiğimiz günlerde Hacettepe Üniversitesinden genç tarihçiler de ziyaretçilerimiz arasındaydı. Gençlerle Amsterdam’da kısa bir tarh gezisi gerçekleştirdik.
Rozengracht, Dam Meydanı, Spuistraat, Kalverstraat, Rokin ve Nieuwezijds Voorburgwal güzergâhını kapsayan yürüyüşümüze, Sefa Restoran’da başladık. Restoran’da Türkiye’den gelen aileler de vardı. Yemekle başlayan sohbet, kısa süre sonra geçtiğimiz aylarda yayımlanan ve Amsterdam’ın kısa tarihini de anlatan “Mavi Minibüs” kitabına uzandı.
Sefa Restoran’ın hemen karşısındaki Wester Kilisesi’nin arkasında bulunan Anne Frank Evi ve Müzesi, gezimizin ilk durağı oldu. Gençler Anne Frank’ı ve yaşadıklarını kulaktan dolma duymuşlardı. Müzenin önünde her zamanki gibi uzun kuyruk vardı. Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler içeri girebilmek için sabırla bekliyordu.
Dam Meydanı’na yaklaşınca sol tarafta bulunan Amsterdam Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ninönünde durduk. Gençlere burada, uzun yıllardır Türkçe derslerinin de verildiğini anlattım. Ardından, 1980’li yılların sonunda Amsterdam’daki Türk öğrencilerin buluşma noktalarından biri olan bu fakültede, 1991 yılında düzenlenen “Yunus Emre Sevgi Haftası”nın kapanış programının gerçekleştirildiğini paylaştım.
Fakültenin tam karşısındaki binanın, o yıllarda postane olarak kullanıldığını, Türkiye ile telefon görüşmelerimizi buradan yaptığımızı anlattım. Hatta Sivaslı bir arkadaşımızın koltuğunun altında Tercüman gazetesi bulunduğu için, burada kendilerini “Türkiyeli” olarak tanımlayan sol gruplar tarafından tartaklandığını da gençlerle paylaştım.
Dam Meydanı’na geldiğimizde ise, meydanın Türk toplumu açısından taşıdığı anlam üzerinde durduk. Amsterdam tarihinde ilk defa Mehter Takımı’nın burada gösteri yapmasını, aylar boyunca her pazar günü Doğu Türkistan davasını anlatan etkinliklerin bu meydanda düzenlenmesini gençlere örnekleriyle anlattım.
Ardından 2012 yılında Nieuwe Kerk’te açılan Türkiye-Hollanda Diplomatik İlişkileri Sergisi’ni hatırlattım. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Türk heyetiyle birlikte Kraliçe Beatrix tarafından karşılanmasını ve Özgürlük Anıtı’na çelenk sunulmasını anlattım.
O günü hâlâ dün gibi hatırlıyorum. Hava son derece soğuktu. Cumhurbaşkanı Gül ve heyeti gecikmişti. Kraliçe Beatrix ise meydanda üşümemek için bir ileri bir geri yürüyerek bekliyordu. Biz de birkaç arkadaş ve Büyükelçilikten birkaç görevliyle birlikte bu tarihi anı Bijenkorf’un ikinci katındaki kafeden izliyorduk.
Gençlere, ordinaryüs profesör Reha Oğuz Türkkan’ın 1950 yılında DAM Meydanındaki özgürlük anıtı önünde bir hatıra fotoğrafı çektirdiğini de belirttim.
Daha sonra Kalverstraat boyunca yürümeye devam ettik. Ara sokakta bulunan Amsterdam’ın ilk Türk camilerinden Fatih Camii’nin yerini gösterdim. Birkaç adım sonra Rokin’de, 1826’dan itibaren puro üreten ve yıllarca Türkiye’den gelen resmî heyetlerin uğrak noktalarından biri olan P.G.C. Hajenius‘e uğradık. Ancak ne yazık ki dükkân az önce kapanmıştı.
Yürümekten yorulunca Spuistraat’taki meşhur Amsterdam tatlıcısında kısa bir mola verdik. Sıcak sıcak hazırlanan ballı waffle yemek için, dükkânın önünde uzun bir kuyruk vardı. Bekledik. Gençler, tatlının hazırlanışını telefon kameralarıyla kayda alırken, Ankara’da bulunan ve bu tatlıyı çok seven bir dostumuz Gökhan Bahçecik’i görüntülü aradık. O da uzaktan da olsa waffle’ın hazırlanışını izleyerek âdeta tadına ortak oldu.
Saatin ilerlediğini fark edince, yeniden Sefa Restoran’a döndük. İkram edilen Türk çaylarını içtikten sonra gençler bisikletlerine binerek kaldıkları yere doğru yola çıktılar. Çünkü aynı akşam saat 22.30’da, kişi başı sadece 17,50 avroya uluslararası otobüsle Nürnberg’e hareket edeceklerdi.
Evet değerli dostlarım…
Hacettepeli gençlerle birkaç saatlik yürüyüşe; biraz tarih, biraz nostalji, biraz edebiyat ve en önemlisi Avrupa’da Türk varlığının dünü, bugünü ve yarını sığdırdık. Şehrin hafızasında iz bırakmış olayları hatırladık. İşte Amsterdam’da, Hacettepeli gençlerle yaptığımız bu kısa yolculuk, bize tam da bunu yeniden hatırlattı.
Veyis Güngör
3 Ağustos 2026