Avrupa’daki Türkler için bayramlar yalnızca takvimde yer alan günler değildir. Bayramlar, köklerle bağı koparmayan, kimliği ayakta tutan ve gelecek kuşaklara aktarılan en güçlü kültürel mirastır. Zira Türkler tarih boyunca göç ettikleri yerlere kültürel değerlerini de taşımış, varoluşlarının bir göstergesi olarak çeşitli kurumlar oluşturmuşlardır. Hayata geçirilen bu yapılar sayesinde kendi tarihsel ve kültürel kökleriyle bağlarını koparmamışlardır. Diğer taraftan Türkler, yaşadıkları ülke toplumlarının bir parçası olma yolunda da ilerlemişlerdir. Bu süreç ister istemez iki yönlü bir aidiyeti ve devamlılığı ifade ederken, hem köken kültür korunmuş hem de yeni topluma uyum sağlanmıştır. Türkler Avrupa’ya gelirken beraberlerinde kültürel değerlerini de taşımışlardır. Bu makalede, altmış yılı aşan bir süredir kültürel varlıklarını devam ettiren ve yeni kuşaklara aktaran Avrupa Türklerinde, taşınan kültürel değerlerden biri olarak bayramlar ele alınacaktır.
Avrupa ülkelerinde artık dördüncü neslin konuşulmaya başlandığı günümüzde, taşınan ve yaşatılan kültürel değerler arasında dil, din, ahlaki değerler, aile yapısı ve gelenekler ilk akla gelen unsurlardır. Kültürel devamlılığı ifade eden bu değerler, kuşaklar arası aktarımda zaman zaman zorluklar yaşansa da özellikle aileler, camiler, cem evleri, dernekler ve vakıflar aracılığıyla yeni nesillere aktarılmaya devam etmektedir.
Kültürel devamlılık açısından birinci ve ikinci kuşak “kültürü yaşayan”, üçüncü ve dördüncü kuşak ise “kültürü öğrenen” olarak tanımlanabilir. Bu nedenle dil, din, tarih ve kimlik aktarımının zayıflaması kültürel devamlılığı sekteye uğratabilir. Kültürel devamlılığın canlı tutulabilmesi için çifte aidiyet, iki dillilik ve çoklu kimliklerin geliştirilmesi kaçınılmazdır. Böyle bir süreç, misafir işçi psikolojisinden kurtulmayı, köklerden kopmamayı ve yaşanılan ülkeye karşı sorumluluk duymayı da beraberinde getirir. Avrupa’da güçlü bir kültürel devamlılık, kendi kimliğini korurken aynı zamanda yaşanılan ülkenin hukuk, eğitim ve toplumsal düzeniyle uyum içinde olmayı gerektirir.
Kültürel kurumsallaşma sürecinde Avrupa toplumlarının kendi değerlerini koruma ve yeni gelenlerin bu değerlere uyum sağlamasını bekledikleri bilinmelidir. Ancak bunun tek taraflı bir süreç olmadığı da özellikle vurgulanmalıdır. Bu noktada bir denge kurulmalıdır. Bu denge, Avrupa’da yaşayan Türklerin kendi kültürel kimliklerini korurken aynı zamanda bulundukları toplumun temel değerleriyle çatışmamaları şeklinde sağlanmalıdır.
Avrupa’da kültürel devamlılığın görünürlüğünde milli ve dini bayramlar önemli bir rol oynamaktadır. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Türkiye Cumhuriyeti büyükelçilikleri ve konsoloslukları himayesinde düzenlenen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı başta olmak üzere, Türk sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirdiği etkinlikler bu devamlılığın en somut örnekleridir. Aynı şekilde 10 Kasım Atatürk’ü anma programları da milli kimliğin şekillenmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Son yıllarda Türk Dünyasında kutlanan Nevruz Bayramı’nın Avrupa’daki Türkler tarafından da kutlanması, bir taraftan kültürel bir mirasın yaşatılması diğer taraftan da Türk dünyasındaki birlik ve beraberliğin sembolü olarak ifade edilebilir.
Örneğin bu yıl Hollanda Türk Federasyonu (HTF) Gençlik Kolları tarafından Hollanda’nın Dordrecht kentinde organize edilen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na farklı yaş gruplarından 400 çocuk, aileleriyle birlikte katılmıştır. Salonda Türk bayraklarının dalgalanışı ve 23 Nisan’ın taşıdığı anlamla, bu özel gün yalnızca kutlanmamış; aynı zamanda geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir bağ kurulmuştur. Kur’an-ı Kerim tilaveti, şehitlere saygı duruşu ve İstiklâl Marşı’nın okunmasıyla başlayan program, Türkiye Cumhuriyeti Lahey Büyükelçisi Fatma Ceren Yazgan’ın çocuklara hitabıyla devam etmiştir. Yazgan konuşmasında şunları söylemiştir: “Sevgili çocuklar, Büyükelçi demek, Hollanda’da Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden kişi demektir. İçinizden büyükelçi olmak isteyen varsa elçiliğimize yazsın. Sizleri elçiliğimize davet etmek ve bir günlüğüne benim koltuğuma oturtmak istiyorum. 23 Nisan’da devlet büyükleri koltuklarını çocuklara bırakır. Çünkü gelecekte o koltuklarda sizler oturacaksınız. Türkiye’nin de Hollanda ile ilişkilerinin de devamı sizlerle olacak. Atatürk’ün söylediği gibi; dünyayı karanlıktan kurtaracak olan sizlersiniz. Her biriniz birer bayrak, birer ışık ve birer elçisiniz.” konuşmasıyla devam etti. Programda Hollanda Türk Federasyon Genel Başkanı Murat Gedik ise şu konuşmayı yaptı: “Bu ay yıldızlı bayrakların altında çocuklarımızı görmek, Türk dünyasının neferlerini burada görmek bizlere büyük umut veriyor. Belki buraya gelen bazı çocuklarımız hayatında ilk kez Türk bayrağını, Nogay Türkleri bayrağını, Azerbaycan bayrağını ya da Mustafa Kemal Atatürk’ün portresini görmüş olabilir. Ancak bugün itibarıyla bu değerler onların benliğine kazınmıştır. Bizim görevimiz, Türk’ün ruh köküne bağlı nesiller yetiştirmektir.”[1]
Avrupa’da kültürel devamlılığın somut örneklerinden birisi de Ramazan Bayramları’dır. Otuz gün tutulan oruç ve manevi haz, ibadet, tefekkür yanı sıra, sahurlar, aileler arasında ve toplu yapılan iftarlar, teravih namazları ve diğer etkinlikler Bayramların kültürel bir değer olarak kuşaktan kuşağa intikalini göstermektedir. Bayramların Avrupa’da yeni oluşan kimlik üzerindeki etkisinin farkında olan bazı sivil toplum kuruluşları, Ramazan boyunca alternatif programlar düzenlemektedirler. Bunlardan birisi de Hollanda’da Türkevi Derneği’dir. Derneğin 1997 yılında organize ettiği “Çok Yönlü Ramazan Etkinlikleri”nde programında yer alan bazı etkinlikler şunlardır: Kültür Pazarı; ‘Türk İslam Kültür Pazarı’nda İngilizce, Almanca ve Türkçe (T. C. Kültür Bakanlığı Yayınları) dillerinde yazılı ve görsel yayınlar. Mevlana ve Sema, Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Veli, Urfa, Kutsal Emanetler, Köroǧlu, Karacaoǧlan, Ahi Evran, Bayburt videoları seyredildi. Çocuk iftarları; Razaman süresince organize edilen çocuk iftarlarında Türk müziği, ilahi, skeçler yer almış, çocuklara küçük hediyeler verilmiştir. İftar programlarında mahalledeki ilkokullarla birlikte çalışma yapılmıştı. Seminerler: Ramazan boyunca, Dr. Arslan Karagül, “Ramazan ve Günlük Yaşamdaki Manası”, Fadime Örgü, “Müslüman Genç Kızların Ramazan Hatıraları ve Tecrübeleri”, Dr. Nathal Dessing, “Tüklerde ve Müslümanlarda Evlilik”, Veyis Güngör, “Camilerin Toplumda Emansipatorik Fonksiyonları” konulu seminerler vermiştir.[2]
Kurban Bayramı da Avrupa’da kültürel devamlılığın ölçülebilir somut bir değeri ve örneğidir. Kurban kesmek öncelikle Müslümanlar için Allah’a yaklaşmaktır. Bununla birlikte Kurban Avrupa’daki Türkler için sosyolojik olarak, toplumsal sorumluluk almanın da somut örneğidir. Nitekim, Avrupa’da bazı Türk sivil kuruluşları Kurban Bayramı vesilesiyle yaptıkları etkinliklerde, bunu göstermektedirler. Bu bağlamda Hollanda’da “Kurban Bayramı Yemek Haftası” ve muhtaçlar için “Kurban Eti Toplama” projesi gerçekleştirmişlerdir. “Hollandalı kuruluşlara birlikte organize edilen Kurban Bayramı programları, Amsterdam, Den Haag, Rotterdam ve Amersfoort şehirlerinde uygulanmaktadır. Mercimek çorbası, pilav ve kavurma, baklava gibi Türk mutfak ürünlerinin ikram edildiği, Türk tasavvuf musikisinin icra edildiği, Hoca Ahmed Yesevi’nin, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin, Yunus Emre’nin tanıtıldığı etkinliklere genellikle Hollanda’da kendini yalnız hissedenler katılmaktadır. Katılımcıların eğitim ve iş seviyeleri farklılık arz etse de program ne üst katman ne de orta sınıfla sınırlıdır. Programlara katılanların ortak özellikleri yalnız yaşamalarıdır. Her yıl bir hafta devam eden programlara katılan Hollandalıların sayısı 500’ü aşmaktadır. Programa katılan seksen beş yaşında bir Hollandalı bayan duygularını şu şekilde dile getirmektedir: “Kaybedilmiş yardımlaşma, paylaşma ve komşusunu düşünme gibi değerlerin Türkler tarafından tekrar canlandırılması takdire şayan bir girişimdir, sizi kutluyorum.”.[3]
Son on yılda Türk Dünyası’nda ve her geçen yıl daha içerikli olarak Avrupa ülkelerinde de kutlanmaktadır. Nevruz Bayramı Avrupa’da ilk kurumsal olarak 15 Nisan 2011 tarihinde Lüksemburg’da, 16 Nisan 2011 tarihinde ise Almanya’nın Prüm şehrinde gerçekleştirilmiştir. TÜRKSOY Resim Sergisi ve el sanatları sergisinin açılması, halk oyunları gösterileri, Türk mutfağı ve Nevruz yemeklerinin tanıtıldığı nevruz bayramı[4] Avrupa Türkleri arasında da kutlanan bir bayram halini almıştır. Nevruz programlarına Türkiye, Azerbaycan ve Kazakistan’dan sanatçılar katılmışlardır.
Tüm bu örnekler, Avrupa’da yaşayan Türkler için bayramların yalnızca takvimde yer alan günler olmadığını açıkça göstermektedir. Bayramlar, köklerle bağ kuran, kimliği canlı tutan ve kuşaklar arasında köprü oluşturan önemli değerlerdir. Avrupa’daki bayramlar ile Anadolu ve Türkistan’daki bayramlar aynı kültürel ruhun farklı coğrafyalardaki yansımalarıdır.
Bayramlar bir yandan kültürel ve dini değerlerin yaşatılmasını sağlarken, diğer yandan içinde yaşanılan toplumla tanışma ve bu değerlere tanıtma imkânı sunar. Bu durum bir anlamda zamanın içinde mekân kurmak olarak da ifade edilebilir.
Bayramların hem aidiyeti güçlendirmesi hem de içinde bulunulan toplumla uyum içinde yaşatılabilmesi için aile içi aktarım büyük önem taşımaktadır. Bayramlar yalnızca kutlanmamalı, anlamları, hikâyeleri ve ritüelleriyle birlikte yeni nesillere anlatılmalıdır. Çocukların Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, 23 Nisan ve 29 Ekim, Nevruz gibi günlerin tarihsel ve kültürel arka planını öğrenmeleri sağlanmalıdır. Bu süreçte ailelerin yanı sıra dernekler, camiler ve cem evleri de önemli sorumluluk üstlenmektedir.
Bayram organizasyonlarının çeşitlendirilmesi, çocuklara yönelik tiyatro, geleneksel oyunlar, Türk mutfağı tanıtımları ve halk dansları gibi etkinliklerle desteklenmesi bu günleri daha canlı hale getirecektir. Ayrıca bayramların sadece kapalı bir topluluk içinde kutlanması yerine, komşuların da davet edildiği etkinliklerin düzenlenmesi kültürel görünürlüğü artıracak, önyargıları azaltacak ve birlikte yaşama kültürüne katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak, kültürel devamlılık ve bayramlar bağlamında ele alınan bu örnekler Avrupa’da kurumsallaşmanın önemini ortaya koymaktadır. Aileler başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları, camiler, dernekler, cem evleri ve eğitim kurumları bayramları sadece kutlanan değil, aynı zamanda anlatılan, öğretilen ve yaşanan değerler haline getirmelidir. Bu sayede hem kültürel devamlılık güçlenecek hem de Avrupa’da oluşan yeni Türk kimliğinin gelişimine önemli katkılar sağlanacaktır.
Veyis Güngör
30 Mayıs 2026
Referans, sayı: 76
Kaynakça
Manşet Gazetesi, “Küçük Kalplerden Büyük Bayram: 23 Nisan’ın Coşkusu Dordrecht’te Yaşandı” Nisan 2026
Güngör, V. “Çok Yönlü Ramazan Etkinlikleri”, 20 Mayıs 2020 Barat, A., “Türkistan’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Avrupa’ya Ahmed Yesevi Öğretisi”,Türkevi (7.11.2014),https://www.turkevi.nl/turkistandan-anadoluya-anadoludan-avrupaya-ahmed-yesevi-ogretisi/
“TÜRKSOY Nevruz Ateşini Bu Kez Avrupa’da Yakıyor”, https://www.turksoy.org/haberler/2011-04-15-turksoy_nevruz_atesini_bu_kez_avrupada_yakiyor
[1] Manşet Gazetesi, Nisan 2026.
[2] Güngör, V. Çok yönlü Ramazan etkinlikleri… Mayıs 2022.
[3] Barat, A. “Türkistan’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Avrupa’ya Ahmed Yesevi öğretisi”, Türkevi, (7.11.2014).
[4] TÜRKSOY Nevruz Ateşini Bu Kez Avrupa’da Yakıyor. 2011.